Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (TBMM) düzenlenen haftalık grup toplantısında iç ve dış politikaya dair önemli değerlendirmelerde bulundu. Konuşmasının başında Ankara'nın başkent ilan edilişinin 103. yıl dönümünü tebrik eden Kılıçdaroğlu, Manisa Soma maden faciasında hayatını kaybeden maden işçilerini de rahmetle andı.
Belediye Başkanları Transferi Hakkında Çok Sert Açıklamalar
CHP listelerinden seçildikten sonra görevinden ayrılarak AK Parti saflarına katılan yerel yöneticileri doğrudan hedef alan Kılıçdaroğlu, parti tabanının iradesine gölge düşürüldüğünü savundu. Bu geçişlerin etik ilkelerle bağdaşmadığını belirten genel başkan, tepkisini şu ifadelerle dile getirdi:
"Bir sefer bu belediye başkanlarının nasıl tayin edildiğini ya da atandığını ya da seçildiğini bilmiyorum. Ama yapay zekaya da bir hakaret etmek istemiyorum. Yapay zekaya iftira etme gibi bir hakkımız da yok zaten. Ama kardeşim, CHP'den seçiliyor bu kişi. Cumhuriyet Halk Partililerin oyunu alıyor bu kişi. Nasıl oluyor da birdenbire öbür tarafa transfer oluyor? İki şey oluyor. Bir, ya malı götürmüş, sığınacak bir yer arıyor. 'Derhal buraya gel' diyorlar. 'CHP'nin markasıyla durursam gene bana hesap soracaklar. En iyisi ben oraya gideyim. Hırsızlıkta sınır yok. Malı götürmede sınır yok. İstediğin kadar çalarsın, çırparsın. Bir de iktidar senin sırtını sıvazlar.' Öyle. Bu belediye başkanlarında bir ar damarı sorunu var arkadaşlar, ahlak sorunu var."
Siyaset arenasının şeffaflıkla yönetilmesi gerektiğini hatırlatan Kılıçdaroğlu, parti bünyesinde dürüstlük standartlarından taviz verilmeyeceğini vurgulayarak şunları kaydetti:
"Arına arına gideceğiz. Türkiye'yi ve siyaseti kirlilikten arındıracağız. Hiç endişeniz olmasın. Kirli adamın, kirli adamın, şaibeli adamın CHP'de yeri yoktur, CHP'de yeri yoktur."

Şırnak Temasları ve Çözüm Sürecine Dair Dikkat Çeken Mesajlar
Geçtiğimiz günlerde gerçekleştirdiği Şırnak ziyaretine değinen Kılıçdaroğlu, bölge halkının terörün son bulması yönündeki arzusunu bizzat dinlediğini ancak sahadaki temkinli bekleyişin de sürdüğünü kaydetti. Toplumsal uzlaşı ve huzur için sorumluluk aldıklarını belirten CHP lideri, konuşmasında şu görüşleri paylaştı:
"Halkın çözüm süreciyle ilgili olarak duyarlılığı var ama endişeleri de var. 'İnşallah bozulmaz' diyorlar. 'İnşallah çözüm süreci başarıya ulaşır' diyorlar. Onlara şunu söyledim: Bu olayın bitmesi için Cumhuriyet Halk Partisi olarak ta öteden beri katkı verdik, mücadele ettik, adres gösterdik. Bu sorunun çözülmesi lazım. Sorunun çözülmesi için Cumhuriyet Halk Partisi olarak geçmişte de katkı verdik, bugün de katkı veriyoruz. Bir an önce bu sorun çözülsün ve Türkiye huzura kavuşsun, bölge huzura kavuşsun. Bölgenin arzu ettiği en temel beklenti bu. Biz huzur içinde yaşamak istiyoruz. Birlikte yaşamak istiyoruz. Özgürce yaşamak istiyoruz. Aynı ülkenin vatandaşlarıyız. Birlikte olmalıyız. Birlikte mücadele etmeliyiz. Kıvançta ve tasada beraber olmalıyız. Dolayısıyla ayrımcılığa yer yok. Teröre de yer olmasın ve hep beraber bu ülkede birlikte huzur içinde yaşayalım. Biz bugün de gelecekte de bu ülkenin hayrı için bu ülkenin barışı için ne gerekiyorsa onu yapacağız. Cumhuriyet Halk Partisi'nin kalbi Doğu'da, Güneydoğu'da atıyor."
Ziyaret sırasında kendisinden eğitim için yardım isteyen bir kız çocuğunun durumunu Meclis kürsüsüne taşıyan Kılıçdaroğlu, yetkili bakanlıklara çağrıda bulunarak şöyle devam etti:
"Ziyaretim sırasında dışarı çıktığımda, evden dışarı çıktığımda küçük bir kız çocuğu geldi. Biraz heyecanlanarak 'Biz okula gitmek istiyoruz' dedi. 'Ben okula gitmek istiyorum' dedi. 'Okula gitmek istiyorum ama köy yolları çok kötü' dedi. 'Bu köy yolları lütfen söyleyin. Ben okumak istiyorum' dedi. Bu kızın talebini hem Milli Eğitim Bakanlığına hem yolları yapacak olan bakana iletmek istiyorum. Nereden? Sizin huzurunuzda. O kızın talebi mutlaka ama mutlaka yerine gelmeli. O kız okumak istiyor, okumak istiyor. Türkiye'nin geleceğinde söz sahibi olmak istiyor. Okumak isteyen bir kız varsa elinden tutmak ve onun sorunlarını mutlaka çözmek gerekiyor."
Basın Özgürlüğü Vurgusu ve Meclis Araştırması Talebi
Konuşmasında kamuoyundaki bilgi kirliliğine ve basının mevcut durumuna işaret eden CHP Genel Başkanı, fikir ve haber alma hürriyetinin tutuklamalarla kısıtlanamayacağını savundu:
"Medyanın büyük ölçüde saygınlığını kaybettiğinin de farkındayım. Medyanın doğru haber vermediği için halkı yanılttığı için ben bunun da farkındayım ve güven kaybediyor böylece, ben bunun da farkındayım. Ama ne olursa olsun hiçbir gazeteci tutuklanmamalı. Ev hapsi bunlar için geçerli olmamalı. Eğer gazeteci tutuklanıyorsa orada demokrasi yara alıyor demektir."
Kamu kaynaklarının kullanımı ve gündemdeki fon iddialarına da değinen Kılıçdaroğlu, parlamentonun denetim yetkisini işletmesi gerektiğini belirterek iktidar kanadına eleştiriler yöneltti:
"Her yerde bir şekliyle bu konuşuluyor. Ama devlet bürokrasisiyle siyasetçilerin el ele verip devleti, vatandaşı soydukları bir ortama ilk kez tanık oluyoruz. Onun için buna 'devlet krizi' dedik. Devletin bürokratıyla hırsız siyasetçi yan yana gelince ikisi beraber çalıyorlar. İkisi beraber götürüyorlar. Mecliste araştıralım diyoruz, araştırma önergesi veriyoruz. Türkiye Büyük Millet Meclisi bu konuyu araştırmayacak da neyi araştıracak. 600 milletvekili buna bakmayacak? Reddediyorlar. Olmaz, reddediyorsan ortağısın, kimse kusura bakmasın, reddediyorsan ortağısın. Her şey açık açık olmalı, milletin gözü önünde olmalı."
İnanç Özgürlüğü ve Başörtüsü Yasaklarına Karşı Net Mesaj
Son olarak Azerbaycan'daki üniversitelerde uygulanan başörtüsü kısıtlamalarına dair değerlendirmelerde bulunan Kılıçdaroğlu, kılık kıyafet üzerinden yürütülen engellemelerin kabul edilemez olduğunu ifade ederek komşu ülkeye çağrıda bulundu:
"Azerbaycanlı kardeşlerim, bu acıyı biz yaşadık. Bu acının bitmesi lazım. Kadınların başı açık, başı kapalı diye ayrılması doğru değil. İsteyen başını açar, isteyen başını kapatır. Türkiye burada çok ağır bir sınavdan geçti. Bizim de burada sorumluluğumuz oldu. Bakın bu sorumluluğu üstlenen bir kişi olarak Azerbaycan'a sesleniyorum. Kadınları bırakın, özgür bırakın kadınları, istediği kıyafetini seçsin. Başörtülü bir kızın üniversiteye alınmaması ne demektir? Üniversiteye gitmeli, dünyayı görmeli, dünyayı öğrenmeli, bakmalı, çevreye bakmalı. Biz artık kadınların kılık kıyafeti üzerinden siyaset yapmayalım. Bunu, bu acıları yaşamış ve bu konuda sorumluluğu olan bir partinin genel başkanı olarak söylüyorum. Lütfen ayrışma yapmayın. Kadınların başımızın üstünde yeri vardır. Kadınlarla ilgili bırakın onlar üniversiteye gitsinler. Öğretmenleri olsun; başı açık, başı kapalı hiç önemli değil. Laikliğin güvencesi kadının başörtüsü değildir. Laikliğin güvencesi demokrasidir, demokrasi. Laikliğin güvencesi insan haklarıdır, insan hakları. Laikliğin güvencesi herkesin inancına saygı duymaktır. Herkesin inancına, herkesin yaşam tarzına saygı duymaktır. Hiç kimseyi inancından ötürü yargılayamayız. Kimin inançlı olup olmadığını sadece Yüce Yaradan bilir. Hiç kimsenin birisinin inancını ölçme hakkı ve yetkisi yoktur. Peygambere verilmeyen bir yetkiyi kimse kullanmamalı."