Sana Galata Kulesi’nden baktık azîz İstanbul...3
(*) Arap Camii öyle iki cümle ile anlatılacak bir mâbed değil. Bu kadîm cami ile ilgili rivayetler o kadar çeşitli ki, hangisine göz atsak, kulak kesilsek heyecanlanıyoruz. Bunlardan birisini caminin tarihine dair kitâbelerinde yer alan bilgilere dayanarak açıklamaya gayret edelim...
Turistik Yerler
Caminin şadırvanın olduğu giriş kapısında yer alan kitâbede, “Arap Camii Şerifi 715 Miladi, 95 Hicri yılında Hz. Mesleme bin Abdülmelik (r.a.) tarafından yaptırılmıştır” bilgisi yer alıyor.
Emevi Halifesi Süleyman bin Abdülmelik’in emriyle, kumandan Mesleme bin Abdulmelik (r.a.) önderliğindeki İslâm ordusu İstanbul’u fethetmek ve Hz. Muhammed’in (s.a.v.) övgüsüne mazhar olmak için 15 Ağustos 715’de Konstantinopolis’i karadan ve denizden kuşatır.
Kuşatma esnasında Mesleme bin Abdülmelik tarafından yaptırılan Galata Hisarı, “Kal-atül Mesleme” (Mesleme’nin Kalesi) ismini alır. Kalenin ismi zamanla Kalat, Galat ve Galata’ya dönüşmekle birlikte Müslümanlarca bu bölge “Galata” olarak anılırken, Bizans ve Latin İmparatorluğu bu bölge için Galata değil, “karşı taraf” anlamına gelen “Pera” ismini kullanır.
1 yıl kadar devam eden muhasaranın ardından Konstantiniyye alınamaz, ancak zapt edilen Galata semtinde İmparator Leon’la varılan anlaşma sonucu bir mescid inşa edilir. Bizans semalarında ilk Ezanı Muhammed sesinin yükseldiği bu mâbede Arap Mescidi denilir.
Bu mescidde 7 yıl boyunca ibadetlerini sürdüren Arap ordusunun Şam’da çıkan isyanı bastırmak üzere gitmesini fırsat bilen Dominikan papaz ve rahipleri burasını kiliseye dönüştürür. Minare olarak kullanılan yere çan kulesi ilave edilen mescide, Hıristiyan Latinler ve Cenevizliler tarafından Katolik San Paola Kilisesi adı verilir.
Tarih
Ancak Fatih Sultan Mehmed’in 1453’te İstanbul’u fethetmesinin ardından mihrab ve minber ilave edilerek tekrardan camiye dönüştürülen yapı, 1492 yılında İspanya’daki Endülüs Devleti’nin çökmesinin ardından Katolik İspanyollar tarafından katliama uğrayan Arap Müslümanların hayatta kalan bir kısmının Galata çevresine yerleştirilmesiyle tekrar “Arap Mescidi” olarak anılmaya başlanır. Bu dönemde bir şey daha olur; Endülüs’teki katliama karşı insanlığın rahmet eli Osmanlı İmparatorluğu, Endülüslü Araplarla birlikte el-Hamra Kararnamesi ile kovulan yüzbinlerce umutsuz Sefarad Yahudisine kucak açarak büyük bir misafirperverlik gösterir.
*
Camideki en büyük değişiklik 1731’de bütün Galata’yı kasıp kavuran yangından sonra Padişah 2. Mustafa’nın eşi ve Sultan 1. Mahmud’un annesi Sâliha Sultan’ın yaptırdığı büyük tamirat ve tadilat sırasında olmuş. Ahşap mimarisinin hakim olduğu bu genişletilmiş bina ve çatı sayesinde hünkar mahfili de ilave edilerek mescid, salatin cami hâline getirilmiş. Sâliha Sultan’ın yaptırdığı tamir sırasında Arap mimarisine uygun üst pencereler ilave edilmiş. Daha sonra ise Sultan 2. Mahmud’un kızı Adile Sultan ve eşi Mehmed Ali Paşa tarafından tekrar onarılmış. Sâliha Sultan’ın yaptırdığı şadırvan yıktırılıp, bugün caminin avlusu olarak kullanılan yerin altına yangından korunabilmesi ve bölgede yangınlar meydana geldiğinde bir su deposu niteliğinde hizmet vermesi amacıyla sarnıç yaptırılmış ve üzerine yeni bir şadırvan inşa edilmiş.
Oteller ve Konaklama Yerleri
Tarihler 1807 yılını gösterirken çıkan yangın sonrası Arap Camii bir kez daha tamir ettirilmiş ve bu tamir sonrasında Dîvânı Hümâyun kâtiplerinden Hacı Emin Efendi caminin tarihçesini mermere işlemiş. Mihrabın sağında yer alan 1807 tarihli levhadaki manzumede caminin tarihi Mesleme bin Abdulmelik’e (r.a.) dayandırılmış.
Camimin mihrabı kıbleye yönelik öndeki kalın tarihi duvara yerleştirilmiş. Mihrabın solundaki küçük hücreye “Mesleme’nin Çilehanesi” denilmiş. Avludaki “Ni’mel Ceyş” (Mutlu Asker) Mesleme bin Abdulmelik’e ait kabir ve makam kabul edilmekle birlikte, Şam’da da bir türbesi mevcutmuş.
Camiyi üç kat hâlinde 70 pencere aydınlatırken, ahşap ve süslemeli tavan, dört duvar ve 22 ağaç sütun üzerine oturtulmuş. 8 mermer sütuna oturan barok usulünde bir mahfili bulunmakla beraber, kürsüsü Azapkapı Sokullu Mehmed Paşa Camii’nden getirilmiş. Dikdörtgen şeklinde olan caminin mihrabı ve minberi mermer, duvarları kesme taş ve tuğla karışımı, muhteşem ahşap tavanın çatısı kiremitle örtülü. 1913 yılında ilave edilen batı kısmındaki son cemaat mahfili ve 102 merdivenle çıkılan dörtgen şeklindeki minarenin altından cami avlusuna girilen tonoz geçit var.
*
Arap Camii gerçekten de hûşû içinde ibadet etmek için gidilmeyi, şaheser niteliğindeki güzelliklerinin her zerresinin göz hapsine alınıp hayran hayran bakılmayı o kadar çok hak ediyor ki, kelimelerle ifade etmek mümkün değil.
İslam
Bu arada böyle kadîm bir eser olunca UNESCO adı altında kendi belleklerindeki izleri taze tutmak için buraya değişik operasyonlar çekmek isteyenler olabilir. Fakat unutulmamalı ki bu mâbed insanlığın mirası olmakla birlikte İslâm’la güzel. Kalıntılar üzerinden hayal kuranlar unutmamalı ki, burası son ve hak din İslâm’ın şiarı olarak insanlığa hizmet etmeye devam edecek. Vesselâm.
(Bizantolog ve sanat tarihçisi merhum Prof. Dr. Semavi Eyice, Arap Camii’ne dair Bizans’ın Müslümanlar için yapılmasına müsaade ettiği mescidin Galata’da değil, şehrin içinde olduğunu belirtmiştir.)
Devam edeceğiz, inşallah.