Sana Galata Kulesi’nden baktık azîz İstanbul... 2
Bir tarafta Galata, Karaköy ve Dominiken Rahipleri’nin Saint Paul Kilisesi ile anılan kiliselerinin Fatih Sultan Mehmed tarafından 1475’te camiye (şimdiki Arap Camii) dönüştürülmesi üzerine yaklaşık 200 metre ötede inşa ettikleri sırtını Ceneviz Surları’na dayamış Galata Saint Peter ve Saint Paul Kilisesi, ortada Galata Köprüsü, diğer tarafta yarımadanın gözdeleri Sirkeci, Eminönü, Yeni Camii, Mısır Çarşısı, Kapalı Çarşı, Nûruosmaniye Camii, Çemberlitaş, Beyazid Camii, Beyazıt Yangın Kulesi ve Süleymaniye Camii...
Bir tarafta 1475’te Fatih Sultan Mehmed’in kiliseden camiye çevirdiği ve 1492 yılında İspanya’dan sürülen Endülüs Araplarının çevresine yerleştiği, Galata’nın en büyük mâbedi Arap Camii(*) (Emevi Halifesi Süleyman bin Abdulmelik’in emriyle, kumandan Mesleme bin Abdulmelik (r.a.) önderliğindeki İslâm ordusu İstanbul’u fethetmek ve Hz. Muhammed’in (s.a.v.) övgüsüne mazhar olmak için 15 Ağustos 715’de Konstantinopolis’i karadan ve denizden kuşatır. Muhasaranın ardından Konstantiniyye alınamaz, ancak zapt edilen Galata semtinde İmparator Leon’la varılan anlaşma sonucu bir mescid inşa edilir. Bizans semalarında ilk Ezanı Muhammed sesinin yükseldiği bu mâbede Arap Mescidi denilir. Bu mescidde 7 yıl boyunca ibadetlerini sürdüren Arap ordusunun Şam’da çıkan isyanı bastırmak üzere gitmesini fırsat bilen Dominikan papaz ve rahipleri burasını kiliseye dönüştürür. Minare olarak kullanılan yere çan kulesi ilave edilen mescide, Hıristiyan Latinler ve Cenevizliler tarafından Katolik San Paola Kilisesi adı verilir. Ancak Fatih Sultan Mehmed’in 1453’te İstanbul’u fethetmesinin ardından mihrab ve minber ilave edilerek Fatih Vakfiyesi bünyesinde tekrardan camiye dönüştürülür. Bu tarihten sonra Arap Camii ismiyle birlikte, Galata bölgesinin en büyük ibadethânesi olması sebebiyle “Cami-i Kebir” olarak da anılmaya başlar.), diğer tarafta Fatih Sultan Mehmed devrinin ulemalarından ni’me’l-ceyş Kırımlı Hoca Hayreddin Efendi tarafından yapımına 1469’da başlanan ve aşama aşama inşa ve ihya edilen türünün tek örneği Üç Mihrablı Hoca Hayreddin Camii...
Bir tarafta Sokullu Mehmed Paşa Camii, ortada Haliç Metro ve Atatürk Köprüsü, diğer tarafta bir dönem şöhret olmak için kapısına mitil atılan Unkapanı İMÇ Blokları, Zeyrek Sarnıcı, İstanbul Üniversitesi’ne ilk ev sahipliği yapan Zeyrek Külliyesi ve İstanbul’un üç evliyasından (Murad-ı Münvezî Hazretleri, Eyüp Nişanca’da; Abdülfettah Bağdadî Akrî Hazretleri, Üsküdar'da medfun) olan ve “Benim vefatımdan sonra kabrime gelip bir Fatiha okuyanın vücudu cehennem ateşinde yanmasın… Nasibi olanlar kabrimi ziyaret etsin...” duası mûcibince Piri Mehmed Paşa Camii haziresindeki türbesinde ziyaretçi akınına uğrayan Mehmed Emin Tokadî Hazretleri’nin istirahatgâhı...
Mimari
Bir tarafta bölgede su kıtlığının baş göstermesi üzerine yapımı Sultan 3. Ahmed tarafından başlanıp, açılışı 10 Ekim 1731’de Sultan 1. Mahmud’a nasip olan ve İstanbul’un Yeniköy, Ortaköy, Dolmabahçe, Yıldız, Fındıklı, Galata, Karaköy, Cihangir, Pera, Kurtuluş, Kasımpaşa gibi semtlerdeki 622 çeşmeye su taksim eden Taksim Maksemi’nin yanına âdeta bir mühür gibi vurulan ve “camili şehrin camisiz semti” algısına son veren Taksim Camii, diğer tarafta Fatih Camii ve Külliyesi, Yavuz Sultan Selim Camii Külliyesi ve İslâm Medeniyeti’nin inanç özgürlüğüne verdiği değerin en önemli simgelerinden Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi...
(Şu ana kadar simge yapı ve mimarîlerden bahsettik... Sivil mimarînin en önemli örneklerini görmek isteyenler Süleymaniye’ye, Zeyrek’e, Kariye’ye, Fener’e, hele hele de Merdivenli Yokuş’ta sıra sıra dizilmiş tarihî evleriyle ünlü Balat’a yolunu düşürüversin...)
Bir tarafta bütün yolların kesiştiği, insanların karınca misâli koşuşturduğu uzun ince Yüksek Kaldırım Caddesi, Büyük Hendek Caddesi, Galata, Para ve Taksim dahası Beyoğlu, diğer tarafta 7 tepenin en yükseğindeki (77 metre) kandili Mihrimah Sultan Camii ve Külliyesi...
Bir tarafta Kasımpaşa, Halıcıoğlu, Sütlüce, diğer tarafta Ayvansaray, Eyüpsultan...
Divan Edebiyatı’nın büyük şairlerinden Nedim, “Bu şehr-i Sitanbul ki bî misl ü behâdır, / Bir sengine yek pâre Acem mülkü fedâdır” (Bu İstanbul benzersiz ve paha biçilmez bir şehirdir. / Öyle ki bir taşına bütün Acem (İran) mülkü fedâdır) diyorsa, gerisi lâfügüzâftır.
Coğrafi Referanslar
Ezcümle, nimet ve güzellikleri saymakla bitirilemeyecek eşi benzeri olmayan bir ildeyiz...
İstanbul, iki kıta bir şehir...
İstanbul, efsane ve masallar diyarı...
İstanbul, müjdeli belde...
İstanbul, Dersaadet...
İstanbul, 7 tepe; 7’sinde 7 Kandil....
İstanbul, ömre bedel...
İstanbul, benim canım...
Sana Galata Kulesi’nden baktık azîz İstanbul...
GALATA KULESİ’NİN HER KATI AYRI BİR GÜZEL...
Artık tarih ve medeniyetimizin izlerini aramak üzere kulenin zirvesinden inme vakti...
7’nci katta önemli tarihî yapıların modellerini de içeren elektronik sistemlerle desteklenerek İstanbul maketine entegre edilmiş tabletler ve 5 seyir dürbünü; 6’ncı katta M.S. 9’uncu yüzyıla ait, kıyı taşımacılığı yapan küçük yelkenli yük teknesinin maketi ve küçük ziyaretçiler için “Bul İstanbul” video oyunu; 5’nci katta 5 adet vitrin ile Neolitik, Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerine ait çanak çömlek türü eserler; 4’ncü katta kitabeler, levhalar, amphoralar, kaplar ve Osmanlı Devleti’nin zafer ve şehir kimliğinin sembolü olarak muhafaza edilmiş Haliç Zinciri sergilenirken, bu kattan itibaren alt katlara geçişler yapının beden duvarları içine yapılmış dehlizdeki merdivenlerle sağlanıyor.
Tarihi Yerler ve Binalar
3’ncü katta Galata Kulesi Müzesi’nin süreli sergi salonu; 2’nci katta uçuş gerçekleştirilen ilk Türk Hezârfen Ahmed Çelebi’nin 1632’de kuş kanadına benzeyen bir araçla Galata Kulesi’nden 3 bin 358 metre süzülerek Üsküdar Doğancılar Meydanı’na uçuşunun animasyon olarak gösterildiği dev ekranlı simülasyon alanı ve kulenin rasathane olarak kullanıldığı döneme ait eser ve bilgiler; 1’nci katta ise bazı eserlerin replikalarının yanı sıra kule ve İstanbul’la ilgili hediyelik eşyaların satışının yapıldığı müze mağazası bulunuyor.
Velhâsılkelâm, Galata Kulesi, teknolojik imkânlardan faydalanılarak birbirinden güzel ve özel bölümlerle dizayn edilmiş. Her kat ve bölümde ziyaretçiler görsellerle çağlar ötesine götürerek, medeniyetimizin hafızası canlandırılmış.
Başta Kültür ve Turizm Bakanlığı olmak üzere emeği geçen herkese teşekkür edip, dehlizdeki merdivenlerden inerek tarihî kuleye veda ediyoruz...
GALATA’NIN İLK MESCİDİNDE HUZUR VE HÜZÜN BİRARADA...
İstanbul’un fethi sonrası Galata bölgesinde yapılan ilk mescid olan Bereketzâde Mescidi, Galata Kulesi’nin ilk dizdarı (kale komutanı) ve Fatih Sultan Mehmed’in Başmüezzini Bereketzâde Ali bin Hasan tarafından 1453’te yaptırılmış.
Şehir ve Yerel Bölge Rehberleri
Galata Kulesi’nden mescidin minaresine çıkan ve buradan da aşağıya eski Karaköy Limanı’na inen gizli bir geçit mevcutmuş. Bunlarla birlikte mescidin avlusunda 12 mezar taşı ve iki metre çapında içi toprakla doldurulmuş tarihî kuyu bulunuyormuş. 1920’de ibadete kapatılan ve 1948’de yıkılan mescidin çeşmesi ise onarımdan geçirilerek 1958 yılında Galata Kulesi’nin yanına nakledilmiş. Galata Kulesi’nin hemen alt kısmında Bereketzâde Sokak’ta bulunan Bereketzâde Mescidi, 2006’da aynı temeller üzerine inşa ve ihya edilerek yeniden ibadete açılmış.
1855’te Kırım Savaşı sırasında İngiliz denizciler için kurulan İngiliz Bahriye Hastanesi olarak hizmet veren, İngiliz Mimar H. Percy Adams tarafından 1904'te saat ve gotik kulesiyle İngiliz varlığı vurgulanarak yeniden inşa edilen, işgal yıllarında Fransız ve Rus askerlere kışlalık eden bugünkü Prof. Dr. Reşat Belger Beyoğlu Göz Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin karşısında ve Bereketzâde Sokak’ta bulunan bu ulu mâbedin bir tarafı huzur, diğer tarafı hüzün kokuyor... Vesselâm...