Güven Erozyonu: Toplum Nereye Gidiyor?
Günümüzde yaşanan ekonomik zorluklar, yalnızca cebimizi değil, insanlar arasındaki ilişkileri de derinden etkilemektedir. Geçim sıkıntısı arttıkça, insanların birbirine olan tahammülü azalmakta; güven duygusu ise her geçen gün biraz daha zayıflamakta.
Mal sahipleri için evler artık sadece bir yuva olmaktan çıkmış, değerli bir yatırım aracına dönüşmüş. Bu durum, her yıl kira artış dönemlerinde ciddi anlaşmazlıkları da beraberinde getirmekte. Taraflar arasında yaşanan bu gerilimler, çoğu zaman sadece ekonomik değil, aynı zamanda insani değerlerin de sorgulanmasına neden olmakta.
İnsanlar arasındaki borç ilişkilerinde de dikkat çekici bir değişim söz konusu. Kimi kişiler, döviz ya da altın üzerinden aldıkları borçları öncelikli olarak öderken, Türk lirası ile aldıkları borçları ertelemeyi tercih etmekte. Bununla birlikte, geçmişte güvene dayalı olarak yapılan sözlü anlaşmalar bugün çoğu zaman yok sayılmakta; yazılı bir belge bulunmadığında borçlar dahi inkâr edilebilmekte.
Ticaret hayatında da benzer bir güvensizlik ortamı hâkim. Özellikle gıda sektöründe yapılan hileler, toplumun geniş kesimlerini endişelendirmekte. Sağlıklı olduğunu düşünerek alınan ürünlerin dahi güvenilirliği tartışmalı hale gelmiştir. Zeytinyağı gibi temel tüketim ürünlerinde defalarca tağşiş yapıldığı ortaya çıkmakta, hatta bu nedenle işlem görmüş üreticilerin aynı faaliyetleri tekrar edebildiği görülmekte. Daha da çarpıcı olanı, sığır eti diye tüketilen ürünlerin içinden farklı hayvanlara ait unsurların çıkabilmesi.
Oysa çok değil, Osmanlı döneminde bu topraklara gelen yabancı seyyahlar, burada yaşayan insanların ve özellikle esnafın dürüstlüğünü övgüyle anlatmaktaydı. Hatta şu şekilde bir tavsiyede bulundukları aktarılır: Eğer Osmanlı topraklarında bir alışveriş yapıyorsanız ve esnaf Ermeni ya da Yahudi ise pazarlık yapın; ancak Müslüman bir esnaftan alışveriş yapıyorsanız pazarlık etmeyin, çünkü o sizden hakkından fazlasını talep etmez.
Gelinen noktada, her ne kadar kabul etmek zor olsa da, toplum içinde hassasiyetlerini yalnızca dünyalık kazanç üzerine kurmuş insanların sayısının arttığı görülmekte. Bu kişiler, menfaatleri söz konusu olduğunda gerçek yüzlerini ortaya koymakta ve bambaşka bir karaktere bürünebilmekte.
Ancak unutulmamalı ki hayat bir denge üzerine kurulu. Yaşatılan her şey, bir gün mutlaka sahibine geri döner. Devran döner, şartlar değişir ve insanlar yaptıklarının karşılığını er ya da geç görür.
Çünkü mesele sadece kazanmak değil, her şartta insan kalabilmektir.