reklam
Sivas
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
11
sivas360 Siyaset ONURLU VE ERDEMLİ BİR HAYAT

ONURLU VE ERDEMLİ BİR HAYAT

Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Kamu Yönetim bölüm başkanı Prof. Dr. Halis Çetin’le, Modernizm ve Siyaset üzerine yapılmış röportajı siz okuyucularımızla paylaşıyoruz. Röportajı Sivas’ta iki ayda bir çıkan ve bizimde üniversite haberleri nok

1) Kısaca Prof. Dr. Halis Çetin kimdir?

Ben 1969 yılında Sivas’da doğdum. İlköğretimimi Aydoğan Mahallesindeki İstiklal İlköğretim okulunda yaptım. Daha sonra Sivas İmam Hatip Lisesin’de okudum ve 1988 yılında da Ankara Siyasal Bilimler Kamu Yönetimi bölümünü kazandım. 1993’de Cumhuriyet Üniversitesi’nde yüksek lisans, 2001 yılında da Gazi Üniversitesi’nde doktoramı bitirdim. 2005 yılında doçent, 2011 yılında da profosör oldum. Siyaset felsefesi, siyasi düşünceler tarihi, siyaset sosyolojisi, siyasi kurumlar, siyaset bilimi gibi alanlarda çalışıyorum. Bu konularda da yazılmış dokuz kitabım ayrıca ulusal- uluslararası kırka yakın makale yayınlarımız var. Kısaca Halis Çetin budur.

2) Akademik kariyer yapmanın zorluklarını göz önüne getirdiğimizde bize neler söylemek isterseniz, ayrıca bu yolda ilerlemek isteyen arkadaşlarımıza ne gibi tavsiyeleriniz vardır?

Levent Kırca’nın güzel bir sözü var. Dünyanın en güzel mesleğini seçtim ama en kötü ülkesine düştüm diye. Bizim meslek de biraz böyle. Dünyanın en güzel mesleği; Çünkü okuyorsunuz, araştırıyorsunuz, yazıyorsunuz. Bilgeliğin peşinde koşuyorsunuz. Hem dini anlamda büyük bir erdem. “Alimlerin mürekkebinin, şehitlerin kanından daha üstün” olduğunu, yine “Alimlerin uykusunun, abidlerin ibadetlerinden daha üstün” olduğunu söyleyenler var. Yine “İlim Çin’de bile olsa alın” buyrulan, ilk emri ‘oku’ diyen medeniyetin çocuklarıyız. Bu yüzden sonsuz bir manevi tatmini olanda bir şey. Bizlerin ise burada var olmasının nedeni; bir özgür düşünce ortamının üniversitelere gelmesi, herkesin kendi inandığı değerleri -ki; onlar herkes için kutsal- istediği gibi yaşayıp özgürce ifade etmeleri. Bu ülkenin adalet, barış, özgürlük ve demokrasi çerçevesinde bir inşa sürecine girmesi ve bununda lokomotif gücü olarak üniversitelerin olması gerektiği. Üniversitelerde artık verilecek mücadele akademik niteliğin arttırılmasından öte, o akademik niteliği arttırabilecek iklimlerin ve zeminlerin oluşturulması. Bu ortamların sağlanması yönünde uğraşlarımız ve mücadelelerimiz var. İnşallah sizi bu yönde de teşvik eder, verdiğimiz bu mücadelenin bayrağını yine aynı değerlere inanan siz saygı değer dostlarımıza bırakmaktan da şeref duyarız.

3) Merhum Muhsin Yazıcıoğlu siyasetin gerekliliğini anlatırken ‘‘ Gömleğin birinci düğmesi yanlış iliklenirse hepsini çözmek zorunda kalırsınız. Önemli olan birinci düğmeyi doğru iliklemektir. İşte siyasette ülke meselelerinde birinci düğme gibidir. O doğru iliklenirse hepsi düzgün gider’’ demiştir. Bu minvalde size göre siyasetin önemi nedir?

Öncelikle kendisini de rahmetle anıyoruz. Bu konuları kendisiyle de Ankara’da sık sık istişare ederdik. Onun özellikle 28 Şubat sürecinde ve daha sonraki dönemlerde ortaya koyduğu onurlu mücadelenin önünde de saygıyla eğildiğimi ifade ederim. Elbette doğru. Çünkü Türkiye’de halkın iradesiyle demokratik bir kültür yaratabileceğimiz tek gerçeklik siyasettir. Hepimiz gördük ki şu kısa tarihimizde elinde süngüsü olanlar, elinde tankları olanlar halkın iradesini ezip geçmişlerdir. Bu yüzden siyaset değimiz şey aynı zamanda kefen anlamına da gelir. Siyaset meydanı Osmanlı’da darağacı anlamına geliyordu. Ben siyasete giriyorum diyen insan ben kefenimi giyiyorum demektedir. Çünkü; Türkiye’de siyasetin alternatifi; ya aydın despotizmi, ya Kemalist askeri bir diktatörlüğün bir yapıya gitmesidir. Burada şu da anlaşılmasın: İnsanların Kemalist yada muhafazakar olmasıyla, insanların farklı farklı kültürel yapı içerisinde olmasıyla ilgili yargıcı bir konuşma yapmıyorum. Halkın iradesinin üzerinde başka bir irade, başka bir vesayet kabul eden her türlü iradeyi lanetliyorum. Yoksa bu A ideolojisi, B ideolojisiyle ilgili değil. Ama bizim Türkiye’deki acı gerçeğimiz; süngülerin gölgesinde bir iktidar inşa edilmesi. “Sizde takdir edersiniz ki süngülerle bir taht kurulabilir ama üzerine oturulamaz”. Onlar tamda Yazıcıoğlu’nun ifade ettiği gibi gömleğimizi yukardan bir şekilde yanlış düğmelememiz için her şeyi yaptılar. Bu yanlışlığın faturasını da halkın dini ve kültürel geleneklerine kestiler ve bu suçlamalar bu ülkede ciddi anlamda yapıldı. Bu yüzden siyasete girmek demek her türlü bedeli ödemeye hazır olmak demektir. Ve ben öğrencilerime bu kutlu yola girmeleri yönünde inanılmaz derecede teşvik ediyorum. Hangi düşünceden olursa olsun hiç önemli değil. Sahip çıkılması gereken en önemli şey; siyasetin kendisidir.

4) Biraz da modernizmden konuşacak olursak; Modernizmden kastettiğiniz nedir? Ve bizden ne gibi götürüleri olmuştur?

Umarım bir buçuk aylık bir vaktiniz vardır bu konuyu açtığınıza göre. (GÜLÜŞMELER)

Modernizm: Batı’nın kendi ürettiği sorunlarını kendisinin çözme yöntemidir. Batı özellikle 15. Yüzyılla beraber bir sürü sorunla karşılaştı. Ve modernizm bu sorunları nasıl çözeriz sorusunun cevabıdır. Nedir o: Sanayi Devrim’i çıkmış, bir proletarya birde burjuva sınıfı doğmuş. Para diye bir güç ortaya çıkmış. Veya Doğu’da Osmanlılar Akdeniz’i kapatmış, Batı’da da Endülüs’de Araplar batı kapısını kapatmış. Bu şekilde dünya size kapanmış. O halde ne yapmanız gerekir? Bütün dünyaya evrensel bir güç göndermeniz gerekir. O dönemde de biliyorsunuz sömürgecilik, emperyal oluşumlar ve onların getirmiş olduğu inanılmaz sermaye birikimleri.Daha önce ortaya çıkan Rönesans’la birlikte, Reform hareketleriyle birlikte insanın merkezine insanın oturması. Hümanizm dediğimiz artık insanın yeryüzü tanrısı benim diye tanrıyı gökyüzüne hapsetmesidir. Bütün bunları Batı kendi dinamikleri içerisinde çözdü. Medeniyet unutmayın ki bir sorun çözme yöntemidir. Ben modernizmi anlatırken Batı için ‘RE’nin tarihi diyorum. ‘RE’form, ‘RE’seince. ‘RE’steration, ‘RE’velation. Her şeyin başına batılılar ‘RE’ yi eklemiş: Yeniden değişme, yeniden insan yaratma, yeniden biçimlendirme. İşte modernizmin sihirli cümlesi batılılar için budur. Bütün bunları kuşatan modern hareket batı dışı toplumlarda, özellikle Türkiye gibi örneklerinde kendi dinamiklerinden beslenmedi. Kendisinin binlerce yıldır getirmiş olduğu dini, ahlaki kültürel, kısaca sosyal sermayesinin ürünü olmadı. Dediler ki Batı bunu başardı, bizde bunu başarırız. Ama bizim şartlarımız batı gibi değildi. O yüzden Batı dışı modernleşmelere ben ‘DE’nin tarihi diyorum. De: yani yok etmek. Reform yerine ‘de’form. Restroy yerine ‘De’stroy. Yok etmek… Din gelişmemize engel yok edelim. Kültürel unsurlar gelişmemize engel yok edelim. Toplumun ahlaki yapısı, giyimi, kuşamı dahi bu tip gelişmelere engel Hatta ve hatta onların harflerini kullanırsak gelişeceğimizi sandık ve onlar gibi davranıp belki modernleşebileceğimizden yola çıktık. Sonucunda ise; görünüşte ciddi bir modernleşme yaşadık ama içimizde, ruhumuzda inanılmaz bir yaralı bilinç oluştu. Ne doğulular gibi sosyal ve kültürel değerlerle bezenmiş bir ahlaki medeniyet dünyası kurabildik. Nede batılılar gibi teknolojik ve bilimsel değerler mücehhez olduk. Yani ne doğulu olabilmeyi ne batılı olabilmeyi, ne Müslüman olabilmeyi, ne Hristiyan olabilmeyi, ne modern olabilmeyi nede geleneksel olabilmeyi başarabildik. Türkiye’deki modernizmin istisnasız hepsi jakobenizm dediğimiz tepeden inme baskılarla yapıldı.

5) Son olarak; modern dünyanın tanrıya meydan okuduğu bu çağda modernizmin kafesinde hapsolmamak için neler yapmalıyız bu anlamda özellikle biz gençlere tavsiyeleriniz nelerdir?

Kendi tecrübelerimde söyleyebileceğim şey; kendi kendinize tavsiyelerde bulunabilme tecrübeleri edinin. Kendi tecrübelerinizden daha büyük bir nasihatin olamayacağını bilin. Bu yüzden hayatı yaşamaktan, mutluluğu arama özgürlüğünü sonuna kadar kullanmaktan, hata yapma özgürlüğünü sonuna kadar kullanmaktan asla çekinmeyin. Öğrenciler akan bir şelale gibidir. Bizler artık bir gölüz. Siz o akan şelalenin doğasını gerçekleştirin. Gördüğünüz bir zulüm varsa o zulme karşı durunuz. O zulmü dilinizle ve elinizle düzeltin. Öteki ile barışmanın öteki ile birlikte yaşamanın, biz bütün gerçekliklerini kaybettik. Biz ötekiyle nasıl yaşanır unuttuk. Siz bize hatırlatın! Kol kola girin! En uç noktada gördüğünüz insanlarla sınıflarımızı kardeşçe doldurun! Aynı evrensel değerler etrafında nasıl buluşuruz bunun kaygısını birlikte duyalım! Bunun kavgasını, bunun mücadelesini birlikte verelim! Türk- Kürt, Sünni- Alevi diye bizi birbirimize düşürüp bundan güç alan unsurlar kardeşçe yaşamamıza engel oldular. Ve son olarak; ötekiyle tartışmaya, ötekiyle demokratik ortamlarda mücadele etmeye hakkınız var. Biz bunları başaramadık. Umut ediyorum ki sizler bir medeniyetin inşasını gerçekleştirirsiniz. Bizden size ancak ötekiyle birlikte inşa edeceğiniz medeniyet için tuğladan başka bir şey olmaz. O yüzden bizim tecrübelerimizden öte sonuna kadar kendi tecrübelerinizin peşinde koşun. Bütün öğrencilerimiz için ONURLU VE ERDEMLİ bir hayat temenni ediyorum.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...