Bir Fren Sesi ve Gerçeğin Soğuk Yüzü
Kaldırımda yürüyordum…
Bir anda yükselen o keskin fren sesi ve hemen ardından gelen çarpma sesiyle irkildim. Refleksle etrafıma baktım. Karşı şeritte, yaya geçidinde yayaya yol vermek için duran araca arkadan bir motosikletin çarptığını gördüm.
Hiç düşünmeden olay yerine koştum.
İlk refleksim motosiklet sürücüsüne yönelmek oldu. Genç bir çocuktu. Hızla göz gezdirdim, çok şükür ciddi bir durumu yoktu. O an içime bir nebze su serpildi.
Ama asıl tablo şimdi başlıyordu…
Araçtan inen sürücü şok içindeydi. Bir yandan “İyi misin, bir şeyin var mı?” diye motorcuya soruyor, diğer yandan aracındaki hasara bakıp ne yapacağını bilemez halde telefonuna sarılıyordu. Gözlerinde hem korku hem de çaresizlik vardı.
Klasik bir trafik kazası gibi görünüyordu.
Ama değildi.
Motorcu çocuğun durumundan emin olduktan sonra ona döndüm ve belki de en kritik soruyu sordum:
“Evrakların yanında mı?”
Cevap kısa ama düşündürücüydü:
“Ehliyetim var… Motosiklet 50 cc… Sigorta yok.”
İşte o an içimden tek bir cümle geçti:
Eyvah…
Çünkü o kazanın asıl yükü şimdi başlıyordu.
Belki kimse yaralanmamıştı. Belki olay dışarıdan “ucuz atlatılmış” gibi görünüyordu. Ama günümüz şartlarında bir aracın aldığı en küçük hasarın bile ne kadar büyük maliyetler doğurduğunu hepimiz biliyoruz. Ve o maliyet, sigorta yoksa doğrudan birinin omzuna yükleniyor.
İşte 50 cc gerçeği tam da burada ortaya çıkıyor.
Başlangıçta cazip gelen “ehliyet kolaylığı, sigorta zorunluluğu yok, uygun fiyat” üçlüsü; böyle bir anda yerini ağır bir sorumluluğa bırakıyor. O genç çocuk belki o sabah yola çıkarken sadece pratik bir ulaşım aracı kullandığını düşünüyordu. Ama birkaç saniye içinde kendisini ciddi bir maddi yükün eşiğinde buldu.
Trafikte bazen en büyük risk, hız değil…
Eksik önlemdir.
Ve o gün, bir fren sesiyle birlikte bunun en net haline şahit oldum.
