reklam
Sivas
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
11

Medreseler İlim ve Bilimin Temel Taşı

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Asıl hikâyemize geçmeden önce ilim, bilim ve kültür dünyamızın temelini oluşturan medeniyetimizin kadîm kapılardan içeriye girip hâfızamızı tazelemeye gayret edelim.

İlk medreseler Gazneli Mahmud tarafından Nişabur ve Gazne’de kurulur.

Selçuklular ise ilk medreseyi Bağdat’ta Nizâmülmülk’ten dolayı Nizâmiye Medreseleri denilen yapıları hayata geçirerek ilim ve bilim yolunda önemli mesafelerin alınmasına öncülük eder. Medrese gelenek ve kültürü daha sonra Selçuklular marifetiyle Anadolu’ya taşınarak burada büyük bir inşa ve ihya seferberliği başlatılır.

Asırlarca ilim ve bilim insanlarının yetişmesine öncülük eden bu yapılar işlevlerini yitirmiş olsa da, 139 adedi silüeti ile hâlâ geçmişten geleceğe ulaklık yapmaya devam ediyor.

Bu geleneği daha güçlü bir şekilde devam ettiren Osmanlılar ise 1331’de ilk temeli İznik’te Orhaniye Medresesi ile atar. Ardından fethedilen Bursa’da, bir sonraki başkent Edirne’de Darülhadis, İstanbul’un fethinden sonra Sahn-ı Seman, Kanûnî Sultan Süleyman döneminde Süleymaniye Medreseleri ile sayı 1800’leri aşar.

Medreseler ilmin öğretilip yaygınlaştırılması esasına dayalı olarak süreklilik arz etmeleri için vakıflarca finanse edilir. Eğitim kadrosu müderris, muîd (asistan), imam, müezzin, ferraş (hademe) ve hâfız-ı kütübden (kütüphaneci) oluşturulur.

Bu kurumlarda hesap, hadis ve fıkıh gibi dinî ilimler, matematik, coğrafya, tarih, edebiyat, geometri ve tıp gibi dersler okutulmakla birlikte Grekçe başta olmak üzere Sanskritçe de dâhil çeşitli dillerden Arapça ve Farsçaya çeviriler yapılır.

Öğrenciler üç yıllık eğitim hayatları boyunca sınıf geçemez, bu süre zarfında tüm dersleri veren öğrenciler icâzetnâme (diploma) almaya hak kazanır.

Selçuklu mirası üzerine inşa edilen Osmanlı, ilmi çalışmaları medreselerde devam ettirerek, modern çağa gelindiğinde bu yapıların yerine 1863’te Dârulfünûn arkasından İstanbul Dârulfünûnu kurumlarını devreye sokarak 1900 yılında üniversitenin kuruluşunun temeli atılır. Osmanlı Devleti’nin çöküşü ve Cumhuriyet’in kurulmasıyla birlikte bu kurumlar İstanbul Üniversitesi’ne dönüşür.

Asırlardır 3 kıta 7 iklimde hüküm süren ilim, bilim ve kültür birikiminin yerine batı normlarına göre yeni bir anlayış ve yapı inşa edilir.

 *

Bunlarla birlikte Sivas’ta Selçuklulardan miras kalan ve Osmanlılar tarafından faaliyetlerine devam eden Sahibiye (Gök Medrese), Buruciye, Şifaiye ve Çifte Minareli Medrese isimli dört medrese hizmet eder. Bunlardan Şifaiye adıyla şöhret bulan medrese 1217’de Selçuklu hükümdarı Birinci İzzeddin Keykavus tarafından hastane (tıp fakültesi) olarak yaptırılır.

Halk arasında Hacı Maksud (Hacı Mesud) ismiyle anılan ve 1271 yılında Muzaffer bin Hibetullah el-Burucerdi tarafından yaptırılan Buruciye Medresesi pozitif ilimlerdeki işlevselliği ile devrine damga vuran ve günümüzde “Anadolu Medreseleri” adıyla Dünya Mirası Geçici Listesi’ne giren en önemli yapıtlardandır. Medresede yer alan madalyonlardan birinde yer alan “İlmin araştırılması her Müslümana farzdır” sözü bu kurumun âdeta nüvesi gibidir.

Sivas’taki diğer önemli bir medrese olan Gök Medrese, Anadolu Selçuklu Sultanı Üçüncü Gıyaseddin Keyhüsrev (1285) döneminin etkili vezirlerinden Sâhip Ata Ali b. Hüseyin tarafından yaptırılmış. Bu yapı bânisinden dolayı Sahibiye, çinilerinin gök mavisi olması dolayısı ile Gök Medrese olmak üzere iki isimle anılmaktadır. Evliya Çelebi’ye göre İslâm ülkelerinde ne böyle bir ilim yuvası yapılabilmiş, ne de yapılabilir. Kale kapısını andıran devâsa ve sanatsal görüntüsü ile insanların aklını başından alacak kadar bir ihtişama sahiptir. Timur bu eseri görünce şaşkınlıktan parmaklarını ısırmasına rağmen Sivas’ı târumâr etmekten geri durmayacaktır.

Bânisi sahib-i divan Şemseddin Mehmed Cüveyni olan Darülhadis ismiyle de anılan Çifte Minareli Medrese’nin taç kapısına işlenen Tevbe Sûresi’nin 122. âyetiyle ilmin önemine âtıfta bulunulmaktadır.

Bu kurumlarda asırlarca tarihe, ilime, bilime, kültüre, sanata ve siyasete yön veren binlerce insan yetişmiştir.

***

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...