reklam
Sivas
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
11

Kazanırsak istikbâl bizimdir...

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Oğuzların Bozok koluna mensup Kayılar, Cengiz Han’ın Orta Asya’daki istilâsı üzerine 13. yüzyılda Türkistan’dan dağlardan inen sel gibi Büyük Selçuklu Devleti’nin hüküm sürdüğü Horasan bölgesine göçerler.

Selçuklu’nun gölgesinde yaylaklarda boy boylayıp, soy soylarlar. “Ebu’l-Feth” (fetihler babası) Anadolu Fatihi Muhammed Alparslan’a omuz verip cenk ederek Anadolu’ya girerler. Kimsenin boyunduruğu altına girmeden kendi kaderlerini kendileri çizerler.

MALAZGİRT, İNANMIŞLARIN ZAFERİDİR

26 Ağustos 1071’de Malazgirt Meydanı’nda zulümde sınır tanımayan Bizans İmparatoru Romen Diyojen’in egemenliğine son verip, Anadolu’yu Türklere yurt kılmak isteyen Selçuklu Sultanı Muhammed Alparslan bir Cum’a vakti yanında ordusu olduğu halde ellerini semaya açarak, “Yâ Rabbi!.. Seni kendime vekil yapıyor, azametin karşısında yüzümü yere sürüyor ve senin uğrunda savaşıyorum... Ey askerlerim!.. Eğer şehid olursam bu beyaz elbise kefenim olsun. Zaferi kazanırsak istikbâl bizimdir. Biz ne kadar az olursak olalım, onlar ne kadar çok olurlarsa olsunlar, bütün Müslümanların minberlerde bizim için dua ettikleri şu saatte kendimi düşman üzerine atmak istiyorum. Ya muzaffer olur, gayeme ulaşırım; ya şehid olarak cennete giderim...” diyerek İ’lây-ı Kelimetullah için bir sefere çıkar.

Büyük Selçuklu Devleti hükümdarı Sultan Muhammed Alpaslan komutasındaki 50 bin kişi, Bizans İmparatoru Diyojen komutasındaki 200 bin kişiye karşı büyük muharebeye tutuşur. Tıpkı Bedir Gazvesi’nde olduğu gibi Allah’ın yardımıyla azın çoğa galebe çaldığı Malazgirt Ovası’nda Bizans ordularına dünya durdukça unutulmayacak bir mağlubiyet yaşatır. Sultan Muhammed Alparslan, işte bu dua ve inançla bâtıla galebe çalarak Anadolu’nun kapılarını Türklere açar.

ALTI ASIR SÜREN KUTLU YÜRÜYÜŞ...

Zaman su gibi akar, gün gelir Kayı Beyi Süleyman Şah’ın kahramanlıkları dilden dile dolaşmaya başlar. Yıllarca Erzurum’da Erzincan’da, Ahlat’ta yaylayıp kışlarlar. Süleyman Şah, Eyyubîlerin daveti üzerine Haçlılarla çarpışmak üzere Halep’e doğru yola çıkar. Fakat Caber Kalesi yakınlarında Fırat’ın azgın sularında boğulur. Süleyman Şah’ın (1178 -1227) vefatı üzerine Kayıların dirliği ve birliği bozulur. 70 bin çadırlık nüfus, 50 bin kişilik savaşçı ordu tarumar olur.

Türkmen ve Tatarlar Şam’a, Sungur Tigin ve Gündoğdu Türkmenistan’a, Ertuğrul Bey ise 400 çadır, kardeşi Dündar ve annesi Hayme Hatun ile Erzurum’a göçer. Ertuğrul Bey’in daralıp bunaldığı günlerde imdadına Anadolu Selçuklu Devleti Sultanı Alaeddin Keykubat yetişir. Kayılara, Söğüt vilayetini kışlak, Domaniç ve Ermeni Beli dağlarını yaylak eyler. Selçuklularla birlikte gazadan gazaya, zaferden zafere koşan Kayılar, önce Ankara’yı, sonra da ulu bir çınar gibi kök salacakları Söğüt’ü yurt tutar.

Ertuğrul Gazi(d.1188)1281 yılında, 90 yaşında burada vefat eder. Babasının vefatından sonra Kayıların başına 23 yaşındaki Osman Bey geçer. Devlet-i Aliyye-i Osmâniyye (1299-1922) 6 asır sürecek kutlu bir yürüyüş başlar.

Tâ ki, Türkiye Büyük Millet Meclisi, 29 Ekim 1923’te Teşkilât-ı Esasiye Kanunu’nda (1921 Anayasası) yaptığı değişiklikle, devletin yönetim biçimini Cumhuriyet olarak ilân edene kadar. 29 Ekim 1923’te Türkiye Cumhuriyeti kurulur.

FERASETLİ OLMAK ZORUNDAYIZ...

Büyük badireler atlatarak bugünlere ulaşan Türkiye, yeni sınamalarla karşı karşıya... Türkiye’nin önünde dört tane büyük problem var: Birincisi terör, ikincisi iklim değişikliği ile ortaya çıkan doğal felaketler, üçüncüsü iç savaşlardan dolayı maruz kalınan göç dalgası, dördüncüsü ise mega enflasyon.

Ne göğe çadır çekmeye, ne iç savaşları durdurmaya gücümüz yeter!.. Fakat israfın yerine üretimi ikâme etmek elimizde. Çözüm için ayağımız yere sağlam basmalı; geçmişten ders çıkararak çözüm üretmeliyiz. Çözümün yolu da hamaset değil, ferasettir. Aynı delikten defalarca ısırılmak kader değil, ferasetsizliktir. İnancımız ve bu topraklar feraset ilmini bize öğretmiş, bu sayede binlerce yıldır bu topraklarda yaşamayı başarabilmişiz. Malazgirt’ten tutun da Söğüt’te köklü bir çınara dönüşmeyi, İstanbul’un fethinden tutun da Çanakkale’de destan yazmayı bu ferasete borçluyuz.

Allah’ım bizi vatansız, Kur’an’sız, ezansız, bayraksız bırakma... Umutlarımızın azaldığı anlarda bize inşirâh ver... Tükenmez rahmetinle bizleri ahdimize sadık kıl... Devletimizi ilelebet payidâr, ordumuzu daima muzaffer, milletimizi bahtiyar eyle... “Mâzilerine sahip çıkamayanlar, âtilerini ihya ve inşa edemezler”in gereği atalarımızın çıktığı kutlu yolculuğun hâtıralarını unutturma. Âmin.

*

“Ebu’l-Feth” Anadolu Fatihi Muhammed Alparslan’ı ve ordusunu rahmetle yâd ediyor, Türklere Anadolu’nun kapılarını açan Malazgirt Zaferi’nin 952’nci yılını kutluyoruz.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...