KISITLAMALAR VE KADINLAR GÜNÜ
Dışarıda, markette, toplu taşım araçlarında vb. ne kadar dikkat ederseniz edin, iş görüşmelerinde, arkadaş görüşmelerinde, aile görüşmelerinde sosyal mesafe ve maske kurallarına uymak mümkün değil.
Sözüm ona bilinçli bir birey olarak ben bu kurallara, ne kadar istersem isteyeyim layıkıyla uyamayacağım kanaatine varmış durumdayım. Fark ettim ki ne kadar dikkat etsem de aynı ortamda uzun süre bulunduğum insanlarla aramdaki partikül alışverişini tamamen kesmek çok zor.
O nedenle aşılamalar tamamlanmadan kısıtlamaların esnetilmesi, ekonomik koşullara dayanamayacak duruma gelen esnaf adına sevindirici olsa da ev dışında sosyal ortamların artışına neden olacağından ve daha az izole ortamlarda maskesiz sohbetler gerçekleşeceğinden riskli bulduğum bir durum.
Esnafın; lokanta, kafe ve barların, havalandırma, masalar arası mesafe ve hijyen gibi konularda çok büyük bir sorumluluğu bulunmakta. Çalışanlarının sağlık durumlarını sürekli kontrol etmeliler ve iş dışı sosyal yaşamlarında -ne kadar olursa artık- dikkat etmelerini sağlamalılar.
KADINLAR için zorluklarla dolu olan dünya, Kadınlar Günü’nü kutluyor. Zorbalar konumuz olmamakla birlikte fiziksel ve psikolojik şiddetin çaresizlikten kaynaklandığını; ancak bazı konularda çaresizliğin sınırlarını da akıl yürütme kabiliyetinin belirlediğini düşünüyorum.
Yaşamını idame ettirebilmek için birbirine muhtaç olmayan bir kadın ve erkeğin birlikteliği, karşılıklı beklentileri ve bağlılığı maddiyattan bağımsız sevgi ve saygı zeminine oturtacağından nispeten dürüst bir birliktelik olacaktır.
Bunun için de kadının toplumdaki ve iş hayatındaki yeri, ekonomik bağımsızlığını elde edebileceği konumda olmalıdır. Erkeğin de işsiz kalmaması gerekir tabii. Kadını, ekonomik olarak erkeğe muhtaç duruma getiren zihniyetin erkeği kadını yok. Maalesef erkekler kadar kadınlar arasında da bu yapıyı destekleyenler mevcut. Güzel olan şu ki iki tarafta da aksini düşünenler çoğunlukta.
Şiddetin çokça ve artık zorbaca, cana kast ederek yaşandığı şu zamanlarda çiftleri bu duruma getiren anlayışın temelinde ne yatıyorsa bunu çocukluktan başlayarak anlatmak gerekiyor. Okullara, karşı cinsi anlama ve dinlemeyi aynı zamanda da karşı cinse kendisini ifade etme becerisi kazandırmayı amaçlayan dersler konulmalı bence. Böylece iletişim becerisi yerini şiddete bırakmadan sorunları çözüme kavuşturacaktır.
Kime ait olduğunu hatırlamadığım; fakat durumu özetleyen bir söz var: ‘’İnsanlar kelimelerle idare edilir.’’ Daha da basitleştirirsek, kadın erkek ayırmadan, insanlar kelimelerle sakinleştirilebilir. Ya da aksi.
İkili ilişkilerde mevcut düzeni değiştirme becerisi kadındadır. Kötü niyetliler yine konumuz dışı olmakla birlikte, erkek sadece buna yol açan eylemleri, bazen nefsine hâkim olmaksızın sonuçlarını önemsemeden ya da hesap etmeden veya çevresel şartlarla, örneğin ekonomik şartların kötüye gitmesi nedeniyle istemsizce bazen de girdiği yola ayak uyduramadığından çaresizce gerçekleştirir. Bu eylemlerin neticesine katlanıp katlanmamak kadının kararıdır. Kadının kararına saygı duymak da erkeğin şansı ya da olgunluğudur.
Bu açıdan bakıldığında kadın aslında erkekten güçlüdür. Nihayetinde erkeği dünyaya getiren ve sonrasında çoğunlukla hayata hazırlayan da anne olarak kadındır. Erkek bunun farkına ne kadar erken varırsa karşı cinsle arasındaki çatışmalar o kadar azalır.
Sevmek, öğrenilebilir bir davranıştır. Sizi sevmeyeni sevmeyebilir, seveni sevebilirsiniz. Muhtaçlıksa sevginin önündeki en büyük engeldir. Muhtaç kadın huzurlu olamaz. Muhtaç kadının psikolojik şiddete başvurma olasılığı erkeğin fiziksel şiddete başvurma olasılığı kadar tehlikelidir.
Kadın ve erkeğin birbirine karşı en büyük şiddeti saygı, sevgi ve gerektiği durumlarda sakince bir vazgeçiş olsun dilerim.