İçimdeki gurbetten yine içimdeki bir hasrete yolculuk (23)
Mahallemize yeni gelenler?
Adımlarım Mehmet Karadağlar ın evinin hizasına gelince o evin bugün yıkık, dökük enkaz halindeki görüntüsüne,?haliyle, üzülerek? çok fazla bakamadan,? Selviler´in tarla genişliğindeki arsalarına gözlerim yönelince hiçbir şeyin değişmeden eski hali ile aynen kaldığını gördüğüm tek yer olduğunu anlayacağım.
Eskiden 15-20 dönümlük bir tarla olan bu günkü arsa konumundaki bu taşınmaz üzerinde ilk yapıldığını çok iyi hatırladığım? Hatta o zamanlar mahallemize yeni gelen Yalçın Selvi ile birlikte, Hürriyet Mahallesinden çekilen kerpiçlerin taşınmasına azda olsa katkım olan; kerpiçlerle yapılan evi, o günden bugüne değişmeyen hali ile yerinde görünce bir an nefesleneceğim.
Yalçının mahallemize gelmesi ile birlikte,? Irmakta balık tutma? işi de bizim için onun sayesinde başlamış oluyordu. Başlamış oluyor dedimse bizim öyle balık tutma becerimiz hiçbir zaman olmadı.
O yıllarda balık tutma işini Yalçınla birlikte tanımış olduk. Yalçının, balık tutmak için hiçbir malzemeye ihtiyacı yoktu. O ırmağın içerisinde yuva diye bahsettiği kuytu yerlere elini daldırdığı zaman, mutlaka eli o suyun içerisinden birkaç balıkla birlikte çıkardı.
Bugün hiç balık tutmadığım, o yıllarda hep Yalçın tutarken mahallenin diğer çocukları ile birlikte seyrettiğim yerleri Yalçın hatırlar mı bilemiyorum, ancak ben bu gün bile Irmak´a gitsem Yalçın´ın o balık tuttuğu yerleri gösterebilirim.
Yazılanlardan anlaşılacağı gibi o yıllarda balık tutmayı bizim mahalleli çocuklar Yalçınla tanımış oldu desem zannediyorum yanlış söylemiş olmam. Gerçi balık tutmayı onunla tanıdık ancak ondan başkada balık tutma işini o yıllarda başka yapan olmadı.(Tabi kardeşi Yasin´i saymazsak)
Sonraki zamanlarda tor atarak balık tutanlar azda olsa çıktı ama, o konuda; Yalçın, arkasından kardeşi Yasin, ayrıca Yasinin avcılığına pekte yetişen olmadı. O iki kardeşte avcılık işi bir hobiden öte özellikle Yasinde meslek´e dönüşmüş durumdaydı.
Her ne kadar onlarla zaman zaman çok azda olsa,? ava gitsek bile? bizimki sadece onların yanında dolaşmaktan öteye gitmiyordu. Bu anlamda onlara en yakın derecede veya eş olacak derecede olan Ali Seydi´yi, kısmen de Arif´i saymazsam o işlere genelde mahalledeki benimde içerisinde bulunduğum kuşağa mensup arkadaşların pek ilgi alanına girmedi.
Bu arada Arifin ismi geçince elbette ona ait unutulmayan hatıralar aklıma gelecek ve bende onu mutlak hatırlayacağım bir bir. O yıllarda mahallenin en gözü pek çocuklarından olan Arifin bir becerisi vardı ki, ona kimsenin yetişmesi mümkün değildi.
Arif, evlerinin ön kısmında bulunan o gün köprü dediğimiz bu günkü yoldan geçen baks menfezin üzerinde durur,? tabiri caizse onun elinden,? ne kaçan nede uçan kurtulabilirdi.?
Çünkü eline aldığı taşla, gökyüzünde bulunan kuşu bir taşla yere indirir, eğer isterse attığı her taş aynı zamanda yerdeki hedefini hiç saptırmadan bulurdu.
Eğer Arif eline bir taş almışsa, bizlere düşen;? onun taşını yememek için bir köşeye gizlenmek ve ondan kesin atmayacağım sözünü almadan o gizlendiğimiz yerden çıkmamaktı.?
Yoların kenarında bulunan elektrik direklerinin tepesinde,- o zaman- elektrik tellerinin bağlı olduğu bölümde fincan dediğimiz beyaz bir porselen vardı. Vardı diyorum ama o porselen bizim mahallenin direklerinde ya yok ya da sanki savaştan çıkmış gibi, yaralı bereli bir halde olurdu. Çoğu zaman o porselen orada o hali ile kalmaya razı bile olsa. Arif ona o şansı bile öyle kolay kolay vermezdi. Hele kışın aramızda yaptığımız kartopu savaşlarında Arif, bir orduya bedeldi.
Haftaya devam edelim inşallah?