reklam
Sivas
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
11

Zekât İbadeti

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Sözlükte “artma, çoğalma, temizlik, bereket ve iyi hal ve övgü” anlamlarına gelen zekât, dini bir terim olarak, belirli bir malın bir kısmının Allah rızası için muayyen kişilere verilmesi demektir.(Diyanet Kavramlar Sözlüğü). İslam’ın beş temel esaslarından biridir Zekât ibadeti. Zekâtını veren kişi hem Allah’ın emrini yerine getirir hem de başta cimrilik olmak üzere birçok kötü huy ve alışkanlıklardan uzaklaşır. Çünkü yardım etmek biriktirme hırsını ve bencilliği yok eder. Diğer taraftan “Mallarında (yardım) isteyen ve (iffetinden dolayı isteyemeyip) mahrum olanlar için bir hak vardır.” (Zariyât, 51/19) ayeti zenginin malında fakir ve ihtiyaç sahiplerinin hakkı bulunduğunu vurgulamaktadır. Bu nedenle fakirin hakkının ayrılıp verilmesiyle mal, başkalarının hakkından arınmış olur. Böylece zenginin malı arınmış, fakirin de gönlü kinden temizlenmiş olur. Böylece zengin ve fakir arasında sevgi, merhamet ve yardımlaşmaya dayalı bir ilişki kurulmuş olur. Bu nedenle “zekât İslam’ın köprüsüdür” denilmiştir.

Zekât sayesinde insanlar arasında bir yakınlaşma söz konusu olur. Zenginin fakire karşı merhamet, fakirin de zengine karşı hürmet ve muhabbet duyguları gelişir. Zekâtını veren zengin aynı zamanda malını koruma altına alır. Çünkü çevresindeki zenginden yardım gören fakir, zenginin malına kem gözle bakmaz, onu kıskanmaz. Bu yönüyle zekât, toplumun huzur ve mutluluğu için önemli bir kaynaşma vesilesidir. Allah Teâlâ Kur’an’ı Kerim’de: “Kâfir olanlar bile birbirlerinin yardımcılarıdır. Eğer siz (müminler) bunu yapmazsanız yeryüzünde bir fitne ve büyük bir fesat olur.” (Enfâl, 8/73) buyurarak Müslümanları yardımlaşmaya çağırır. Dolayısıyla müslümanlar arasında yardımlaşma terk edilirse toplumun dokusunda bozulmalar meydana gelir.

Dinimiz İslam fakirliği kınamamakla birlikte çalışıp kazanarak infak etmeyi teşvik eder. Peygamberimiz (a.s) bu durumla ilgili, “Veren el alan elden üstündür.” (Buharî, Zekât, 18) buyurmuştur.

Zekât ibadetini yerine getirirken bazı hususlara da dikkat etmek gerekir. Kur’an-ı Kerim’de güzel bir sözün eziyet veren sadakadan iyi olduğu ve insan onurunu rencide ederek yapılan bir yardımın boşa gideceği açıkça belirtilir. (Bakara, 2/263-264).

“Sadakaları açık olarak verirseniz bu ne güzel! Şayet onu yoksullara verirken gizlerseniz bu sizin için daha hayırlıdır ve sizin bir kısım günahlarınızı düşürür. Allah yaptıklarınızdan haberdardır. Mallarını gece ve gündüz, gizli ve açık olarak hayra sarfedenler için rableri nezdinde ecirleri vardır; onlar için ne korku olacak ne de üzülecekeler.” (Bakara, 271, 274). Bu ayetlerde sadakaların gece, gündüz, açıktan ve gizlice verilebileceği de belirtilerek bizlere yol gösterilir. Ancak; sadakaları gizlice vermenin daha iyi olduğuna vurgu yapılır. (Bakara, 2/271, 274)

Zekât, içeriden gelen samimi duygularla verilmeli ve yapılan iyilik başa kakılmamalıdır. “Ey iman edenler! Kazandıklarınızın iyilerinden ve rızık olarak yerden size çıkardıklarımızdan hayra harcayın. Size verilse, gözünüzü yummadan alamayacağınız kötü malı, hayır diye vermeye kalkışmayın. Biliniz ki Allah zengindir, övgüye lâyıktır.” (Bakara, 2/267) ayetinde buyrulduğu üzere zekâtı malların kötülerinden değil; iyi ve güzel olanlarından vermelidir. Fakir de sadaka veya zekâtı alırken ezilmeden ve mahcup olmadan almalıdır. Çünkü dinimize göre zekât sayesinde zengin, borcunu öderken, fakir de zenginden hakkını almaktadır. Zaten mal ve mülk Allah’a aittir. “Yeryüzünde ve göklerde ne varsa onundur…” (Bakara, 2/255).

“Birbirini sevmekte, birbirine acımakta ve birbirini görüp gözetmekte müminle, tek bir vücut gibidir. O vücudun bir organı rahatsız olunca öteki organların tamamı uykusuzluk ve derin

bir rahatsızlık hisseder. Hasta olan organın ıstırabını daima paylaşır”. (Buhari, Edep, 27; Müslim, Birr, 66) Peygamber Efendimiz (a.s.) bu hadiste Müslümanları bir vücuda benzetir ve vücudun bir azasında meydana gelen bir acının bütün organlar tarafından hissedileceğini ifade eder. Dolayısıyla vücuttaki acıya diğer organların duyarsız kalamayacağına işaret eder. Hani ayağımıza bir diken batsa, bütün organlarımızın dikkati hemen oraya yönelir ve ayağımızın acısını hisseder. Müslümanlar da bir vücudun organları gibi olduğuna göre bir Müslüman, diğer bir Müslümanın acısına ve yoksulluğuna duyarsız kalmamalıdır. Onun derdiyle dertlenmesi ve imkânı ölçüsünde onun yardımına koşması gerekir.

Allah’ın kullarına verdiği bir emanettir mal ve servet. Bunları Allah’ın rızası doğrultusunda kullanmak bir kulluk görevidir. Bu nedenle sahip olduğumuz varlıkları Allah rızasını gözeterek tüketmeliyiz. Aksi bir uygulama olduğunda her türlü zenginliğimizin yegâne sahibi olan Allah’a karşı nankörlük etmiş ve ona isyan etmiş oluruz. Böyle bir durumda olan mümin, sahip olduğu serveti hayırda harcayarak Allah’a yakınlaşacağı yerde cimrilik yaparak Allah’tan uzaklaşır. Kalbinde Allah sevgisi yerine mal mülk sevgisini yerleştirir. Böylece hem dünyasını hem de ahiretini kaybeder. Böyle olmaktan insanları Allah Teâlâ şöyle uyarır: “Altını ve gümüşü biriktirip de onları Allah yolunda harcamayanlar için acıklı bir azabı müjdele. O gün (bu altın ve gümüşler) cehennem ateşinde kızdırılıp bunlarla onların alınları, böğürleri, sırtları dağlanacak ve (o esnada) işte nefisleriniz için toplayıp, sakladıklarınız; artık saklayıp biriktirdiğiniz bu nesnelerin acısını tadın (denilecek).” (Tevbe, 9/34-35).

Yazımı Peygamberimizin şu hadisiyle bitiriyorum. “Cömert kişi Allah’a yakındır, insanlara yakındır, cennete yakındır, cehennemden uzaktır.” (Tirmizi)

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...