BOĞAZİÇİ
Robert Kolej özel bir öğretim kurumudur. Lise düzeyinde eğitimi hazırlık sınıfı ile birlikte 2020 – 2021 eğitim öğretim dönemi için yıllık yüz bin TL üzerinde bir ücret karşılığı vermektedir.
Boğaziçi Üniversitesi bir devlet üniversitesidir. Özel bir okuldan bir devlet üniversitesi kurulmasının açıklaması o dönem yürürlükte olan 1961 Anayasası’nın 120. Maddesi ile izah edilebilir: ‘’Üniversiteler, ancak Devlet eliyle ve kanunla kurulur…’’
Devlet üniversitesi olarak kurulan Boğaziçi, bir üst organa bağlı olmakla beraber ayrı bir yasayla kendini yönetme yetkisi olan anlamında özerkleşmiştir.
O günden bugüne de misyon, vizyon, kurum kültürü ve değerlerinin ışığında Türkiye Cumhuriyeti’nin yegane üniversitelerinden biri olarak ülkemize ulusal ve uluslar arası alanlarda hizmet eden değerli bilim insanlarının varlığına vesile olmuştur.
Türkiye’nin yüksek puan alan çalışkan öğrencilerinin tercihi olan kurum, kültürüne ve geleneklerine bağlı hareket etmeye gayret göstermiştir. O kadar ki 2008 rektörlük seçimlerinde ikinci olan Prof. Dr. Ayşe Soysal, dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün birinci olan Prof. Dr. Kadri Özçaldıran’a karşı kendisini atamak istemesine karşılık kanuni hakkı olmasına rağmen Boğaziçi geleneklerini öne sürerek seçim sonuçlarına göre hareket edeceğini söylemiştir.
Ancak aynı gelenekten gelen Prof. Dr. Mehmed Özkan 2016 yılında seçimlere girmemesine rağmen atamasını kabul ederek rektör olarak göreve başlamıştır.
Aynı şekilde Prof. Dr. Melih Bulu, lisans derecesini Boğaziçi’nin demokrasi kültürüne uzak olmayan ODTÜ’de, yüksek lisans ve doktora derecelerini de Boğaziçi’nde almış biri olarak aynı gelenekten gelmesine rağmen 2021 yılı başında rektörlüğe atanmış ve görevi kabul etmiştir.
Atamaları gönül rahatlığıyla kabul edenlerle içine sindiremeyenler aslında aynı kurumun temsilcileridir.
Boğaziçi’nin, kuruluşundan bugüne kadar Melih Bulu dâhil tüm rektörlerinin ortak noktası kanuna uygun olarak göreve gelmeleridir.
Kanuna uygun olana eleştirimiz olacaksa bunu Boğaziçi özelinde gelenek görenek öne sürerek bir kurum ve bir kişi üzerinden sığ bir zeminde tartışmaya çalışmak muhataplarını yıpratmaktan başka bir işe yaramayacaktır
İki farklı devlet üniversitesinde lisans ve yüksek lisans öğrenimi görmüş birisi olarak öğrenim gördüğüm okulları Boğaziçi dâhil hiçbir ulusal devlet ya da vakıf üniversitesinden aşağı görmem mümkün değildir. Aksine gelişimimde faydası olan bu kurumlara ve eğitimcilerine minnet duymaktan başkaca bir düşünce içerisinde bulunamam.
Boğaziçi, değerlerinde ilerici bir görüşü benimsemiş olabilir. Türkiye’nin diğer tüm üniversitelerinden daha araştırmacı ve daha çalışkan olabilir; ancak bütün bunlar onu kanunlardan istisna tutmayacaktır. Aksi eşitlikle bağdaşmaz ki bunu en iyi bilmesi gereken yine kendisidir.
Bilim, kendisine çalışma zemini yaratması için siyasete, siyasetse sürekliliğini sağlaması için bilime ihtiyaç duyar. Gençlikse hem siyasetin hem de bilimin geleceğidir.
Sorumluluğu rektör olan bir kişiye ya da öğrenci olan gençlere yüklemek olgu olarak hem siyasetin hem de bilimin yeterince olgunlaşmadığını akla getirebilir. Sorunun çözümü temsilcilerin hukuki ve politik zeminde dayanışma ve uzlaşma içerisinde bir kurum özelinde değil kurumlar genelinde ihtiyacı belirleyip çözüm arayışı maksadıyla bir araya gelmesi ile mümkündür.
Ortada bir sorun varsa çözümü, sorumluluğu yüklemek değil, almaktır.