HAMASET
Her ülkenin tarihinde, nesiller boyu aktarılan kahramanlık hikâyeleri mevcuttur. Bizler için de atalarımız, ülkemiz Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmak için nice yiğitlikler göstermiş, cesaretleriyle, dünyanın ezilen ve toprakları emperyalist güçlerce işgal edilmiş, sömürülen halklarına örnek olmuş ve bugün hâlâ olmaya devam eden bağımsızlık mücadelesi kahramanlarıdır.
Nesillerimiz boyu aktarılacak kahramanlık hikâyelerini okudukça, dinledikçe göğsümüz kabarır, duygu seline kapılırız. Bu hissiyat bize unutmamayı öğretir. Hissettiklerimiz duyduklarımızdan ziyade akılda ve gönülde tuttuklarımızdır çünkü.
Bu nedenle, Tarih, ders alınacak en iyi mecra olarak, barındırdığı olayları kalıcı kılmak ve her zaman hatırda tutmak için, anlatıcıları eliyle hamasi söylemlerden çok defa istifade etmektedir.
Amerikalı siyahi bir aktivist (etkinci) ve yazar olan Maya Angelou bu tespitini “İnsanlar söylediklerinizi ya da yaptıklarınızı unutur; ama onlara neler hissettirdiğinizi asla unutmazlar.” sözleriyle belirtmiştir.
Hissiyatın kalıcılığından istifadeye sadece tarihi olaylar değil, siyasi söylemler de sıkça kalkışmaktadır. Çoğu karşılıksız vaadin hafıza-i beşerin unutma kabiliyeti ya da sakatlığından faydalandığı gibi.
Siyaset sahnesinde, ‘Devletin etkinliklerini, amaç, yöntem ve içerik olarak düzenleyen’ anlamında, siyasetçiler olduğu kadar mecaz anlamıyla ‘karşısındakinin duygularını okşayarak çıkar sağlayan’ siyasetçi kılığında kimseler de mevcuttur ki TDK her iki tanımı da yapmıştır.
Bu nedenle hamaset, her zaman, başta verdiğimiz ve Türk Dil Kurumu sözlüğünde yer alan anlamlarından ilkine hizmet etmeyebilir. Nihayetinde siyasi söylemler, siyasetçilerin amaçlarından kaynakla görev üstlenir. Hamasetin, ikinci anlamıyla karşımıza en fazla çıktığı zamanlar bu göreve hizmet ettiği zamanlardır.
Hamasi anlatıma, konusunda uzman, tarafsız, liyakat sahibi bilim insanları tarafından, bir konunun zihinde kalıcı olarak yer etmesi için başvurulmadıkça, tedbirli ve sorgulayan bir tavırla yaklaşmakta fayda vardır. Zira kişi düşüncelerini duygularıyla ve mantığıyla sentezlemeli, aksi halde sadece mantığıyla ruhsuz; ama sadece duygularıyla da pek de akıllıca olmayan düşüncelere kapılma riskiyle karşı karşıya kalabilecektir.
Stanislaw J. Lec ‘Bir düşünceye ulaşmak için çok düşünceye ihtiyaç vardır.’ demiştir. Önce bilgi sonra üzerinde düşünülmüş fikir.