ESKİDEN
Tazeliğini yitiren zamanın başımıza açtığı, iyi gelen ne varsa aslında eskiden daha iyi geliyordu. Bir saniye evvel daha iyiydi mesela tabaktaki meyve bir saniye önce daha tazeydi. Hayatın tazeliği bozuluyor; ne yapmalı peki neden eski dostluklardan vazgeçemiyoruz. Sıkılmadık mı mavi önlükten, portakal kabuğundan, toprak kokusundan, kemal Sunal filmlerinden, kardan adam erimesin diye dua edilir mi hiç. Oynarken, bisiklete binerken kask takmayan veya aynı bardağı dört arkadaşla paylaşırken musluktan su içerken o zamanlar neden kimse hastalanmaz, sakatlanmaz veya virüs kapmazdı. Hafta sonu kursları eğitim seminerleri yoktu hiç; peki bu doktorlar mühendisler nasıl oluverdiler.
Her şey gerçekti ve samimiydi çünkü, sahte gıdalar, sahte dostluklar, sahte ilişkiler yoktu. Karakter ve dürüstlük ön plandaydı toplumsal bir tabakayı değil de sadece kendilerini temsil ederlerdi. Yaşadığı olayları söylediği her cümleyi ve her davranışı yalansız, doğru ve ahlaklı bir şekilde anlatırlardı. Yaşanılan her kötü ahlaksız olaylara karşıda tepkiler ağır ve sert olurdu. Şimdi ise alışıyor normalleştiriyoruz ve en kötüsü tepkisiz kalıyoruz. Eskiden alınan hazların özlemlerin en büyük etkisi belki de bu samimiyetsiz durumun içtenliğin sona ermesi.
Yaş ilerledikçe insanın öğrenme ve adaptasyon yetisi zayıflıyor gelişmelere ilgisi azalıyor. Geçmişte bildiklerimiz daha heyecan verici hale geliyor bu yüzden değişimleri sevmiyoruz belki de. Tepki göstermek sonuç elde etmek yerine zamanla sıradanlaştırıyor, hatırlıyor ya da özlüyoruz. Ayrıca insan psikolojik savunma mekanizmasını geliştirerek geçmişteki kötü anıları silerken, güzel anıları abartarak hatırlıyor. Zaman ilerledikçe sakin ve tepkisizleşiyoruz.