AHLAK
Ahlak; bir toplum içinde kişilerin uymak zorunda oldukları davranış biçimleri ve kuralları, olarak toplumun fertleri tarafından kendilerinden sonraki kuşaklara aktarılan ve yazılı olmayan, aktaranın sözüne itimat edilerek kabul gören toplumsal kurallardır. Bu kurallara uyulmadığında, yaptırımı devlet eliyle değil, toplum fertlerince ayıplama, kınama gibi manevi baskı yoluyla uygulanır.
Ahlak otoritelerinin(?) gerekçesi, iyi ve kötüyü öğretmek, sonrasında kötüden uzaklaştırıp iyi olana yönlendirmektir.
Kişi, din bilginidir, günahı, sevabı anlatır ya da hukukçudur, yasalara göre haklı ya da haksız olanı belirtir. Ahlaki değerler ise toplumun her kesimince sahiplenilebilir. Amiyane tabirle yetkinliğini sorgulatmaksızın önüne gelen ahlak bekçiliğine soyunabilir.
Bunun en büyük nedeni iyi ve kötünün kişiye özgü yani sübjektif kavramlar olduğunun kabullenilmek istenmemesidir. Savunucusu, kendi doğrusunu toplumsallaştırmak ister, kendi iddiasının mutlak doğru kabul edilmesini bekler. Bunun aksini düşünenler zaten ahlak bekçiliğine soyunmayanlardır.
Bu nedenledir ki hukuk, ahlaki kurallardan beslendiği kadar, belki de daha fazla bu kuralların kişilerin kendi hırs ve emellerine alet edilmesinin önünde engel görevi de görmektedir. Hukuk Devleti kavramının hakkını vermesi birçok konuda olduğu gibi bu yönüyle de son derece önemlidir.
‘’Senin kendi yolun var, benim kendi yolum. Tek ve doğru yola gelince; öyle bir şey yok.’’ Friedrich Nietzsche’nin bu sözü ahlaksızlığa dayanak olmamasının yanında kendi özgürlüklerini bahane ederek başkalarının özgürlüklerine tecavüz etmeyenler tarafından kötüye kullanılmaksızın savunulabilir.
Ancak geleneksel ahlakı kendi otoritelerine dayanak aracı yapmaya çalışan bir neslin fertlerini, başkalarının özgürlük alanına müdahale girişimlerinden ötürü haklı bulamayız.
Kişisel olarak ahlaki bulmadığım belki birçok görüş, davranış, söz ya da icraat ile karşılaşabilirim. Bir kısmı hukukun bir kısmı dinin konusu da olabilir.
Bunları uzmanlarına bırakıp görüşümü ifadeden ve tavsiyeden öteye gidemeyecek tepkilerimin hakarete ve aşağılamaya hatta üzerime vazife olmaksızın suçlamaya varmamasına dikkat etmemin de ahlaki bir davranış olduğu göreceli düşüncesine sahibim.
Tıpkı düşüncelerimi ifade etmemin yasalara uygunken, ahlaka uygunsuzluk gerekçesiyle suça gerekçe teşkil etmemesi düşüncesine sahip olduğum gibi.