KARANTİNA
Eski zamanlarda, ticari malların gemilerle Doğu’dan Batı’ya taşındığı dönemlerden kalma bir sözcük ‘’Karantina’’. Kökeni kırk sayısına dayanan İtalyanca ‘’Quaranta’’ sözcüğü. Quarantina’dan önce yine İtalyanca’da otuz anlamına gelen ‘’Trenta’’ sözcüğünden türeyen ve otuz günlük izolasyonu ifade eden ‘’Terentino’’ tabiri kullanılıyormuş. Otuz günlük sürenin hastalıkların bulaşıcılığını yitirmeye yetmediği anlaşılınca süre kırk güne çıkarılmış. Yüzyıllar sonra bugünümüzün en bulaşıcı hastalığı olan Covid 19 için bu süre, ülkemizde pozitif teşhisliler için 10, negatif teşhisli ya da temaslılar için 14 gün. Fransa 7 güne indirmeyi planlarken ABD’de yapılan araştırmalar 14 günün de yeterli olmadığını söylüyormuş.
Açıkçası bilim adamlarının da bu konuda fikir birliğine varacak kadar bilgi sahibi olmadığı ortada. Bir şey var ki, izolasyon kaç gün sürerse sürsün adının hep ‘’Karantina’’ olarak kalacağı. Umalım da adının hakkını vermeye kalkmasın.
Konunun benim için ayrıca bir anlamı da temaslı olarak bu süreci tecrübe etmiş olmam. Sosyal hayatın hemen her alanında tedbirli davranmamın verdiği güvenle ve başka şehirde karantinada olmama rağmen bağlı bulunduğum aile hekimliği görevli hemşirelerinin telefonla periyodik olarak kontrolü ve bilgi alışverişiyle kritik süreyi geçirdim. Görevleri başında üstelik insanüstü özveriyle çaba gösteren Türk doktorları, hemşireleri ve tüm diğer sağlık sektörü çalışanlarına güç ve sabır diliyorum. Karşılarına çıkan her virüsü alt edebileceklerine olan inancım büyüktür.
Fakat görevliler ve kurumlar beklenmedik ve akla gelmeyecek büyüklükteki bu salgın karşısında ellerinden gelenin fazlasını yapmalarına rağmen sınırlı kapasite ve enerjileri ile yetersiz kalma riskiyle de karşı karşıyadır. Toplumun bunun farkında olması ve üzerine düşen tedbir sorumluluğunu yerine getirmesi gerekmektedir. Dünyanın her köşesinden konuyla alakalı doğru ya da yanlış açıklamalar gelebilir. Toplumu oluşturan bireylerin algı seviyelerindeki farklılık doğru ve yanlışı göreceli kılacaktır. Tüm dünyanın teyakkuzda olduğu bir konuda, günümüz koşulları gibi olağanüstü dönemlerde, medeni ve akılcı çözümlere odaklı tartışma zemini yaratılamaması riskine karşılık toplum, kurumlar arasındaki tartışmalara olan ilgisini en azından şu sıralarda, faydası kesinleşmiş konuların ardında bırakmalıdır.
Öncelikle üzerinde durmamız gereken konular sosyal mesafe, maske kullanımı ve temizliktir. Bugünün Covid 19’u yüzyıllardır başka isimlerde karşımıza çıkmıştır. Buna karşılık salgınların etkisini azaltmak ve sağlığımızı korumak, yüzyıllardır başta kişisel temizlik olmak üzere hijyen konusundaki gelişmelerle sağlanmıştır.
Çalışma ve yaşam alanlarımızda kişisel inisiyatif sahibi olmamız ve göstermelik değil bilinçli hareket etmemiz gerekmektedir.. Kapıdan girerken ateşini ölçtüğümüz müşteriye, para tahsil ettiğimiz elimizle kahve vermemeliyiz örneğin. Tedbir kurallarını örnek olabilecek seviyede uygulamalıyız.
Bizler için vazgeçmesi zor olan tokalaşmak, hasret gidermek için sarılmak, bir arada otururken saygısızlık olacak endişesiyle maske takmamak gibi kültürel alışkanlıklarımız da var elbet; fakat bunları sağlığımızı korumak adına terk etmek için, birbirimizden esirgememeye mecbur olduğumuz karşılıklı anlayış yeterli olacaktır.
Richard Bach’ın bir sözü var: ‘Eğer olanlar hiçbir zaman sizin hatanız değilse, sorumluluk alamıyorsunuz demektir. Eğer hiçbir şeyin sorumluluğunu üstlenemiyorsanız, daima bir şeylerin mağduru olursunuz.’’
Covid 19 mağduru olmamak için tedbirleri alma sorumluluğumuzu üstlenmeliyiz.