İLETİŞİMSİZLİK SORUNU MU?
Kendi kararlarını verme yetisini edinememiş bir yetişkin, başkalarının kendisi için belirlediği bir hayatı yaşıyorsa, bu; zamanında iletişim kurulmamış, anlaşılmaya çalışılmamış, ne istediği önemsenmemiş bir çocukluğun da bedelini ödemektir aynı zamanda. Kişi farkındalığını arttırarak, bu durumu tersine çeviremiyorsa bile en azından kendinden sonraki nesle aktarmaktan kaçınabilir. Öyle ki kendi tercihlerini çocuklarına yaşatmadan önce, fikirlerini alabilir, anlamaya çalışabilir ve neticede düşüncelerine değer verdiğini gösterir bir davranış sergileyebilir.
Ailesinden bu ilgiyi gören çocuklar da tek taraflı olmayan ve sevgi temelli, karşılıklı saygının egemen olduğu bir ortamda fikirlerine değer verildiğini fark ettikçe sağlıklı düşünmeye ve sorgulamaya başlar. Böylece özgüven sahibi olarak, hayata daha pozitif yaklaşabilir. Çaresiz hissetmenin getireceği, geleceğine olan erken karamsarlığın yerine, her anını doyasıya yaşayacağı ve güvende hissetmenin neticesinde geleceğe anılar biriktirebileceği bir hayatı yaşarken muhataplarına da kendi sözleriyle seslenir. Çocuksa çocukça, gençse bir genç gibi; ama her daim bir birey edasıyla. Değer görmek için, ne anlama geldiğini bilemeyeceği, başkalarına ait söylemleri tekrar ve başkalarını taklit etmek zorunda hissetmez kendini
Ancak elbette bunun gerçekleşmesi ebeveynlerin, kendileri ve çocukları adına ekonomik anlamda bir gelecek kaygısı duymaması ile daha kolay olacaktır.
Eğitim öğretimde henüz tam anlamıyla sağlanamayan fırsat eşitliğinin yokluğu, durumu telafi etmek isteyen veliler için ciddi bir maddi yüktür. Yanı sıra yeterli ve dengeli beslenmenin, çocukların, gençlerin gelişimine olumlu etkisi marketlerde, pazarlarda fiyat etiketlerine takılmış durumdadır. Taşımacılık sektörünün sürekli artan akaryakıt fiyatlarına ayak uydurma çabası cabasıdır. Ev sahipleri kira artış oranlarını, açıklanan resmi fiyat endeksleri karşısında, gerçekte hissedilen enflasyona ezdirmemek için uğraşırken, kiracılar, üstesinden gelemeyecekleri artış taleplerinden ötürü tahliye davaları ile karşı karşıya kalmaktadırlar. Tüm bunlara ek olarak elektrik ve doğalgazın soğuk kış günlerinde insanın içini buz tutturan fiyatları karşısında insanların mevcut ve geleceğe dair refah seviyeleri konusunda endişe duyması son derece olasıdır.
Bugünleri, umudun yeşerttiği yarınlarla ayakta tutarken, yarınları da bugünün imkanları ile inşa edebiliriz. Ekonomik imkanların temel ihtiyaçları rahatlıkla karşılayacak düzeyin üzerinde olmasının gerekliliği sadece fizyolojik ihtiyaçların karşılanması için değildir. Sosyal ve kültürel faaliyetlere ağırlık vermenin de aile içi
iletişime katkısı yadsınamaz. Bunu, bir önceki yazımın girişini tekrar ederek özetleyebilirim:
‘’ İnsan, evi sıcak, karnı toksa henüz pek az şeydir; ama içindeki daha iyi tabiat harekete geçecekse evi sıcak, karnı tok olmalıdır.’’ Friedrich Schiller