İmanda, İbadette ve Hayırda Süreklilik
İyi Müslüman, sahip olduğu değerleri koruyabilmek için onları devamlı yaşamak zorunda olduğunun bilincindedir. Bu yüzden devamlı ve kesintisiz bir kulluk hayatının sahibidir.
Öte yandan “hayırlı ümmet” olarak yaratıldığı bildirilen Müslümanların vasıfları Kur’ân-ı Kerim’de bildirilirken te’murun ve tü’mirun gibi devamlılığa delâlet eden geniş zaman siğâları/kipleri kullanılmaktadır.(Âl-i İmran,110) Bu da göstermektedir ki, dini kişiliğini sürdürebilmek ve mutlu olabilmek için sahip olduğu iman, ibadet, hayır ve hizmet gibi olumlu değerlerinde devamlı olmak zorundadır. Bunlarda devamlılık “iyi Müslüman’ın değişmez karakteridir.
Bilindiği gibi dünyevi işlerde bile başarı, belirli bir disiplin içinde devamlı çalışmakla elde edilebilmektedir. Su devamlı damlamakla mermeri delmekte; Sıhhat muntazam ve ölçülü alınan gıdalarla korunabilmektedir.
“İnsanları ve cinleri ancak bana ibadet (kulluk) etsinler diye yarattım.” (Zariyat, 51/56) Bu âyet yaratılışımızın hikmetini, dünyaya gelişimizin gayesini açıklamaktadır. İnsan dünyaya yüksek bir gaye ve sonsuz bir hayata hazırlanmak için gelmiştir.
İnsan, beden ve ruhtan müteşekkil bir varlıktır. Bedenimizin sürekli yeme içme ihtiyacı olduğu gibi, ruhumuzun da sürekli ibadete ihtiyacı vardır. Bu ihtiyaç buluğ çağından itibaren başlayıp, ölümümüze kadar devam eder. “Sana ölüm gelinceye kadar Rabb’ine kulluk et.” (Hicr, 15/99). Âyeti, bu ihtiyacın, sadece belirli günlere, belirli saat ve dakikalarla sınırlı olmayıp bütün hayatımızı kapsadığını göstermektedir.
İbadetlerin sürekli olması, imanımızın olgunlaşmasını ve güçlenmesini sağlar. Kalbimizde Allah sevgisi ve saygısının yerleşmesini temin eder. Dolayısıyla ruhumuzu yüceltir, kalbimizi kötü düşüncelerden arındırır. Davranışlarımızı düzelterek bizi ahlaken olgunlaştırır. Böylece ahirette cezadan kurtulmamıza ve ebedi mutluluk yurdu olan cennet nimetlerine kavuşmamıza vesile olur.
İbadetlere olan ihtiyacımız veya sorumluluklarımız, sadece Ramazan ayına mahsus değildir. İman esasları, ibadetler, ahlâki vasıflar süreklilik arz eder. Bunlara ilişkin prensipler, emir ve yasaklar geçici değildir. Bunlar mevsimi geçince çıkarılıp bir kenara bırakılan elbiseler gibi değildir. Bunun için ramazan ayı boyunca eda edilen ibadetler olsun, bu ayda kazanılan ahlâki vasıflar olsun sürdürülmek durumundadır. Terk ettiğimiz kötü alışkanlıklara, günahlara tekrar geri dönmemek gerekir. Yoksa bunların bir süreliğine terk edilmiş olması çok fazla anlamlı olmaz. Ramazan-ı Şerif’e gösterdiğimiz saygıdan dolayı birtakım kötü alışkanlıkların terk edilmesi ne kadar sevindirici ise, Ramazan bitince günahlara ve kötülüklere tekrar dönülmesi de o kadar üzücü olur.
Dolayısıyla Ramazan ayında kazandığımız bir takım iyi huylar ve güzel amelleri hayatımız boyunca devam ettirmeliyiz. Zira ömrün en hayırlısı, ibadetlere sabır göstererek Yüce Allah’ın rızası doğrultusunda sürdürülenidir. Kadın erkek tüm mü’minler son nefeslerine kadar Yüce Allah’a kulluk vazifeleri hususunda yükümlüdürler.
Yazımı konumuza ışık tutan, Hz. Ali’nin ölüm döşeğinde çocuklarına yaptığı vasiyetiyle bitiriyorum.
“… Namazınıza devam edin. Çünkü o, dininizin direğidir. Rabb’inizin evinden uzak durmayın. Issız kalmasın. Hayatta bulunduğunuz sürece mescitleri ziyaret edin. Ramazan ayına dikkat edin. Çünkü o ayda tutulan oruç, Cehennem ateşine karşı bir kalkandır. Zekâtınızı verin. Çünkü zekât, bizi Allah’ın gazabından korur. Yoksullara ve düşkünlere yardımcı olun, onları geçiminize ortak edin. Allah yolunda mallarınız ve canlarınızla cihat edin. İyilik ve takva üzere yardımlaşın. Günah ve düşmanlık üzere yardımlaşmayın. Hayatınız boyunca Allah’a karşı gelmekten sakının. (Taberî, Tarih, C 6, s. 62).