MİLLİ EĞİTİM ŞURASI
20. Millî Eğitim Şurası toplandı. Uzmanlarca görüşülen 124 madde ve genel kurula sunulan 4 madde tavsiye kararına dönüştürüldü. Milli Eğitim Bakanı bu kararların takipçisi olacağını belirtti. Ana başlıklar; ‘Temel Eğitimde Fırsat Eşitliği’, ‘Mesleki Eğitimin İyileştirilmesi’ ve ‘Öğretmenlerin Mesleki Gelişimi’ idi.
Tavsiye kararlarına bakınca okul öncesi eğitimin önemini kavramış ve bu yönde örneğin ortaokul ya da lise yaptıracak hayırseverleri kreş ya da anaokulu yapımına yönlendirmekten, belediyelerin, kaynakları oranında yine bu eğitim kurumlarına yatırıma yönlendirilmesi gibi yerinde tespitler görüyoruz. İstanbul ve Ankara Büyükşehir Belediyelerinde böyle bir seferberlik vardı ve bu konuda hayli yol almışlardı. Bu belediyelerin öngörüsünün gereği ve yerindeliği milli eğitim uzmanlarınca da teyit edilmiş oldu böylece.
Bir diğer başlık altında bakarsak yetkin öğretmenlerin önemine dikkat çekilmiş. Öğretmen yetiştiren yükseköğretim kurumlarında iyileştirmeden tutun da bakanlığın, kamu, özel, ilgili tüm kurumlar ve sivil toplum kuruluşları ile iş birliği içerisinde insan odaklı, nitelikli öğretmen yetiştirmenin gereğine değinilmiş.
Bu arada etkili ve verimli eğitim denetiminin yapılabilmesi için taşrada görevli müfettişlere teftiş yetkisinin verildiği ve bunun bir yetki tanımlaması olarak Resmi Gazetede yayımlandığı da belirtilmiştir.
Bu kararlar ve bunlar gibi birçoğu daha bize şunu göstermelidir. İnsan odaklı derken elbette vatandaşlık bilincine sahip bireyler yetiştirmeye hazırlanmış ve odaklanmış öğretmenler gözetiminde çocukların, eğitimci vasfı taşımayan ancak geleneksel görüşler ve kişisel inançlar gibi değerlerin istismar edilmesiyle eğitimci oldukları izlenimini veren odaklar elinde siyasallaştırılmasının önüne geçecek bir yaklaşım benimsenmelidir.
Ayrıca öğretmenler iyileştirilmiş yükseköğretim kurumlarında bilimin ışığında nitelikli yetiştirilmiş olmanın getirdiği farkındalığı öğrencilerine ve öğrenci velilerine de aktarma yetkinliği ve istekliliğine sahip olmalı ve bu konuda en büyük destekçileri de eğitim kurumu vasfına sahip olmayanların denetimine çok büyük özen gösteren ve tabiri caizse bunlara göz açtırmayan bakanlık müfettişleri, kolluk kuvvetleri olmalıdır.
Bu sayede bugün şahit olduğumuz kaçak yapılar içerisinde kaçak kurslarda sözüm ona görevli, sapık zihniyetli kimselerin çocuklara zarar vermesinin de önüne geçilecektir.
Bir tavsiye kararı da okul öncesi çocukların din, ahlak ve değerler eğitimi alması gerektiğine dair olanı.
Algı seviyesinin yani zihinsel, ruhsal gelişimin dini konuları doğru algılama üzerindeki etkisi pedagogların, psikologların ya da çocukların gelişimi konularında uzmanlaşmış araştırmacıların açıklamalarıyla netleşecek olmakla birlikte bir başka taraftan bakacak olursak;
Türkiye Cumhuriyeti, halkı, kanuni hak olarak kazanılmış vatandaşlık haklarına sahip bir halktır.
Anayasanın 66. maddesinde ‘’Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür.’’ Yazmaktadır. Vatandaşlık hakları bir üst kimlikle, din, dil, ırk, etnik köken ayırt etmeksizin bu hakkı kanunlar dahilinde kazanmış tüm bireylere sağlanmıştır. Bu hakkı kazananlar arasında farklı dini inançlara sahip vatandaşlar da bulunmaktadır ve devlet kurumlarından, devlet okullarından, okul öncesi eğitim kurumlarından herkes kadar faydalanma hakkına sahiptir. Bu nedenle ülkemizde vatandaşlık hakkına sahip farklı dini inanç sahibi insanların okul öncesi eğitim çağındaki çocuklarına bu eğitimin nasıl verilebileceği ya da verilmeyeceğinin mi düşünüldüğü merak konusudur.
Tek başına var olması yetmeyen aynı zamanda doğru, kaliteli, bilimsel olması da önem arz eden eğitime dair Mustafa Kemal Atatürk’ün sözünü hatırlamakta fayda var:
‘’Eğitimdir ki ya özgür, bağımsız, şanlı, yüksek bir toplum halinde yaşatır ya da milleti esaret ve sefalete terk eder.’’