Ülke güvenliği
Yakında okuduğum bir makaleden esinlenerek bazı düşüncelerimi aktarmak istedim. Napolyon´un sözü ?Ordu midesi üzerinde yürür ?, bir başka düşünce ?Besin bir silahtır.? Bu sözlerden ülkemiz durumuna gelelim. Tarımda kendi kendine yeten 7 Ülkeden biri olan ülkemiz sadece en çok kullandığı tahılı değil onun samanını, hayvanı değil karkas eti bile ithal eder duruma geldi.
Çiftçimize, hayvancılık yapan üreticimize verilmeyen paralar adını dahi duymadığımız ülkelerin üreticilerine vicdanlar sızlamadan aktarıldı, hala aktarılıyor. Etten yana, tahıldan yana damak tadımız, yemek kültürümüz değişti. En tatlı gıdamız, doğal şekerimiz mısır şurubuna döndü. Zerin buğdayımızı, akkaraman koyunumuzu kaybettik. Şeker fabrikalarımızla ilgili farklı algılar yaratılarak toprağı rant olarak kullanılması için satıldı. Bu durum halka da onaylatıldı. Bu olayları çoğaltabiliriz.
Geldiğimiz noktada elimizdeki en önemli silahı, gıda üretimini, ülkemizin yere sağlam basma gücünü kaybettik. Bunun yanında var olan değerlerimiz de satıldı. 70 milyar dolarlık özelleştirme yapıldı. Buna ilave özel teşebbüs ve devlet 500 milyar dolar civarında borçlandı. Bu paralar da çarçur edildi, çoğu da betona gömüldü. Üretime yatırılmadı. Sonunda krize girdik. Bu sorunların sorumlusu kim? Amerikalı bir mahkum, Bronson? Dış güçler? Dış güçler bu paraları gelip elinizden mi aldı? O paralar gerekli gereksiz betona gömüldü, az sayıda inşaat firma ihalelerine aktarıldı. Sonra yolun sonu görüldü. Kriz patladı. Krizi kim idare edecek Amerikan firması, McKinsey. Ne yapacak; 16 Türk Bakanlığı´nın mali durumunu gözden geçirecek yani kontrol edecek, uluslararası bankalara, firmalara rapor verecek ve o çerçevede Türkiye´ye yatırım yapılacak, faizle para verilecek.
Algı yaratmak için de yandaş medya aracılığıyla bin bir türlü manevralarla halka durum yedirtilmeye çalışılacak. Sanki Türkiye´de ekonomist yok, üniversiteler, güvenilir banka yöneticileri yok. İktidarın eski bakan yakınlarının adı geçen ABD firmasında üst düzey görev almış olmalarından; durum gösteriyor ki evvelden beri iktidar bu firmayla sosyal, siyasal, ekonomik uygulamalarda içi içeler.
Muhalefet, sivil toplum kuruluşları, akademisyenler, toplum bilimciler doğruyu aramada ve topluma aktarmada durumdan vazife çıkaramıyorlar. Muhalefetin toplumu uyarma gücü, itiraz kültürü zayıf. İnsanlarımızı doğruda buluşturamıyor, belli notaya taşıyamıyor.
Seçim zamanını beklemenin bir yararı yoktur. Aynı gruplar içinde, aynı düşünceleri taşıyanlarla değil karşı grupların içinde onların kanaatlerini değiştirme, esnetme, yumuşatma yolları aranmalı, alternatifler sınanmalı ki karşı taraftakiler adanmışlıktan, aidiyetten kurtulsun, ülke gerçek demokrasiye, güvenliğe ulaşılsın.