reklam
Sivas
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
11

ALIŞMAK

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Finding Vivian Maier (Vivian Maier’i Bulmak) adındaki biyografik belgesel filmde geçer bu söz. Aslında bir bebek bakıcısı olan Maier, aynı zamanda son derece etkileyici sokak fotoğrafları ve sıradan insan portreleri çekmiştir.

Hayatının son zamanlarını evine yakın bir parkta ve orada bulunan bir bankta yalnız başına oturarak sefalet içerisinde beş parasız geçirmiş ve ölümünden sonra tesadüfen keşfedilene kadar da fotoğraf sanatındaki başarısı hiç kimse tarafından fark edilmemiştir.

Yukarıdaki sözü de sağlık sigortasının olmadığını öğrenen işvereninin, bu konuda hiç mi endişelenmediği sorusuna yanıt olarak söylemiştir.

Maksadı belli ki fakirlik edebiyatı yapmak değil. Ancak öyle geliyor ki kabullenişin hafifletici etkisinden istifade etmek istemiş olabilir. Beterin beterinden esirgeyenin, bizzat beterin kendi yıkıcılığı olduğuna inanmış gibi. İçinde bulunduğu durumu değiştirme imkânı yoksa, kendisiyle çatışmadan uyum sağlayabilmesi için böylesi bir savunma mekanizmasına sığınması olmazsa olmazdı zaten.

Bu kabullenişin sözümona bir faydası da ufak iyiliklerden büyük mutluluklar çıkarmasıdır. Örneğin Maier’in son yemeği çöpte bulduğu konserveymiş. Düşününce mutluluk kaynağı gibi görünmeyebilir; ancak hiçbir şeyin yoksa bunun anlamı farklı olacaktır.

Bu gibi kısa vadede elde edilen küçük yararlar, uzun vadeli çözüm arayışlarına karşı insanlarda motivasyon zedelenmesine yol açabilir. Bazen çöpten bulduğun bir konserve bazen birinin elinize tutuşturduğu bir parça ekmek.

Hele ki bu iyilikler uzun vadede refahınızı tesis etmesi gereken mercilerden geldiğinde her ne kadar kısa vadeli çözüm olarak gerekli ve yerinde bir girişim olsa da uzun vadeli kalıcı çözümlerle desteklenmedikçe, ihtiyaç sahibi kişilerin, görevi meziyet olarak algılamalarına yol açar ki bu da görevlilerin insani zaaflar neticesinde sorumluluk bilincinin, erdemli davranış kisvesi altında ezilmesi riskini ortaya çıkarabilir.

Anlaşılır olması için hatta örnek olarak da gündemde olduğundan döviz kurlarını gösterelim. 1 birim yabancı paraya karşılık 1 birim yerli para karşılıklı menfaatler açısından ideal gibi görünüyor. Ancak bazı durumlarda 1 birim yabancı paraya karşılık 6 birim yerli para da sevindirici olabilir eğer ki mevcutta yerli para 8 birim karşılığındaysa. Burada ideal eşiği yer değiştirmiştir.

Vasconselos’un ‘Şeker Portakalı’ eserinden alıntı bir diyalog vardır:

ZEZE: Acılarım kaç gün sürecek?

PORTUGA: 40 gün.

ZEZE: 40 gün sonra geçecek mi?

PORTUGA: Hayır, alışacaksın.

Bu diyaloğa atıfla, yabancı paranın değer yükselişinden kaynaklı olumsuz ekonomik etkiler ne kadar sürecek diye soran Zeze’ye, Portuga’nın olası cevabı yine ’40 gün’ mü olurdu bilemiyoruz; ama alışkanlıklar söz konusu olduğunda önce üzerinde biraz daha fazla düşünmeye alışmak gerekiyor.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...