reklam
Sivas
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
11

DAS MAKAM AUTO

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Toyota 8,68 milyon , Ford 5,40 milyon, Renault Grubunun satış adedi 3,75 milyon adet olarak gerçekleşmiş. Dört markanın toplam satış rakamı yaklaşık 28,73 milyon adet.

Yukarıdakiler global pazar rakamları. Aynı markaların Türkiye satış rakamları ise Renault yaklaşık 64,9 bin adet, Vólkswagen 48,5 bin, Ford 47,1 bin ve Toyota 24,3 bin adet olarak gerçekleşmiş. Dört markanın Türkiye toplam satış rakamı 184,8 bin adet.

Dört marka sattıkları tüm arabaların yüzde 0,64’ünü Türkiye’de satmış. Bu durum Vólkswagen için yüzde 0,44 civarında.

2019 yılında Renault, Ford ve Toyota’nın ülkemizde ürettiği araç sayısı 106,6 bin civarında.

Vólkswagen ise Manisa’da yıllık 300.000 adet araç üretim kapasitesine sahip bir fabrika yatırımı için Türkiye’de şirket kurdu. Ancak şirketi kurmasına rağmen fabrikayı açmaktan vazgeçti.

Koronavirüs nedeniyle yaşanan talep düşüklüğünü bahane eden firma yöneticisi, geçenlerde Almanya’da bir haber sitesinde yayımlanan röportajında, yatırımdan vazgeçilmesinde, firma paydaşlarının Türkiye’nin siyasi durumu ile ilgili endişelerinin de payının olduğunu söyledi.

Sorun sadece Covid 19’un yarattığı ekonomik daralma olsaydı uzun vadeli ilişkiler açısından Alman devi otomotiv üreticisine anlayış göstermek yerinde olabilirdi. Ancak Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı’nın kamuda kullanılan Vólkswagen marka makam araçlarının yukarıda sözü geçen diğer markalarla değiştirilmesi kararı gösteriyor ki biz de Alman devinin kararının siyasi olduğuna kanaat getirmiş durumdayız.

Vólkswagen’in bizim siyasi yapımızı biçimlendirmek elbette haddine değil. Buna kalkışmıyor zaten. Ancak nasıl ki biz, önceliğimizi Vólkswagen’e verip, o bize güvensin diye siyasi yapımızı ona uygun şekillendirmek zorunda olmama hakkımızı elimizde tutuyorsak, o da buna karşılık bize güvenmeme hakkını saklı tutacaktır.

Asıl düşünmemiz gereken, firmanın tavrına karşılık aldığımız pozisyonun caydırma etkisinin ne olacağı. Türkiye’de makam aracı sayısı yaklaşık 125 bin adet. Kaç tanesi Vólkswagen marka bilemiyorum. 2019’da Türkiye’de satılan bütün Vólkswagen araçların tamamının makam aracı olduğunu düşünsek ve tamamını değiştirsek bile bunun firmaya etkisi doğrudan yüzde 0,44 civarında. Bunun firmaya hesaba katmadığımız olumsuz etkileri de olabilir; ancak onun da doğrudan etkisinin üzerinde olacağını düşünmüyorum.

Diyelim ki oldu. Marka bizim bu kararımızdan zarar gördü ve fabrikasını Türkiye’de kurdu. O zaman da şunu fark etmemiz gerekiyor ki küresel çapta yaptırım gücü kazandıracak kadar makam aracına sahibiz. Bu da beraberinde kamu kurumlarının filo maliyetlerini akla getirmekte.

Makam aracı sayısının fazlalığı nicel bir üstünlük olarak muhafaza edilmek istenebilir. Aynı zamanda bu durum bir itibar göstergesi addedilip tasarruftan kaçınılabilir. Bunlar, insanların üzerinde düşünebileceği fakat kararın devlet yöneticilerinin elinde olduğu hususlar.

Almanya’nın makam aracı sayısı sanırım Türkiye’nin sahip olduğunun onda biri kadar, belki daha da az. Hiç mi hiç önemli değil. Önemli olan Almanya’nın filosundaki Vólkswagen marka aracı, markaya kızıp değiştirmeye çalıştığında markanın küresel imajının yerle bir olacağıdır. Aynı durum Fransa söz konusu olduğunda Renault için de geçerlidir. Bizim bu markalara nicel yaptırımla veremeyeceğimiz zararın kat be kat fazlasını aynı yaptırımın nitel sonuçlarıyla verebilirler. Üstelik biz değişim maliyetlerine de katlanmak zorunda kalabiliriz. Yani markaya nicel yaptırımın bir maliyeti de olabilir.

Küresel ölçekteki ekonomi devleriyle anlaşmak için nicel olduğu kadar nitel gücün de doğru kullanımının daha sonuca yönelik olabileceği düşüncesindeyim.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...