Aile nereye gidiyor?
Şu sıralar bu başlıkta o kadar çok yazı yazılıyor ki.
Aile yapımızda olup biteni anlayabilmek için ilk başta bu gidişin gidiş olmadığını fark etmek gerekiyor.
Ailenin gittiği yer bizim onu iteklediğimiz yer olmasın?!.
Belki de bu yüzden kaybettiğimiz şeyleri kazanç sayıyor ve hiçbir şey yokmuş gibi davranıyoruz.
Milli ve manevi değerler aileyi bir arada tutmaya kâfi gelmiyor.
Yanlış anlaşılmasın, bu değerlerin gereksizliğinden ya da fonksiyonsuzluğundan bahsetmiyorum.
Milli ve manevi değerleri aile hayatımızın merkezinde değil, kıyısında köşesinde tuttuğumuz için mukavemet oluşturmuyor.
Eğreti kurulan yapılar en ufak bir sarsıntıda yıkılıp gidecektir elbet.
Peki, aynı soruyu bir kere daha sorup cevap arayalım: Aile nereye gidiyor? İnsan teki, yani birey nereye gidiyorsa aile de oraya gidiyor elbette!
İnsan bireysel olarak nasıl her gün biraz daha kendi içine doğru çekiliyorsa, aile de fert psikolojisine bürünüp kendi içine çekilip yalnızlaşmaktadır.
Bu durumda ?aile sıcaklığı´ diye bir şeyden bahsetmenin de çok fazla bir anlamı yoktur.
Ekonomik çıkar, şahsi menfaat dışı insan yekdiğeriyle ilişki kuruyor ve bunu kendi kişiliğini anlamlandıran bir davranış olarak görüyorsa burada manevi değerlerden bahsedebiliriz.
Ekonomi, siyaset ve eğitim telaşı bugünün insanını ?manevi iletişim´ dediğimiz şeyden uzaklaştırmıştır.
Ekonomide maddi kazanç, mülkiyet tutkusu; siyasette hükmetme arzusu, iktidar hırsı ve politik mensubiyet öne çıkarken; eğitim telaşı, gelecek kaygısı, rekabet ve statü beklentisini hayatın orta yerine yerleştirmektedir. Artık bütün insan ilişkileri bu kıstaslara göre belirlenmekte ve bu arayışların peşinden gitmektedir.
Evlilik için ahlaki meziyet, erdemli bir duruş, dini bütün bir hayat ekonomik yeterlilik karşısında hiçbir anlam ifade etmemektedir. Önce evlenecek erkeğin maddi müktesebatı sorgulanmakta, manevi yönü ise birtakım sembolik aidiyetlerle geçiştirilmektedir.
Politik aidiyet karakter birliğinden daha öne geçmekte, politik temellere dayanan evlilikler bir süre sonra ilişkileri de politikleştirip çekilmez hale getirmektedir.
?Eğitim´, evlenecek bireylerin mutluluk paketlerinde yer verdikleri üçüncü unsur.
Bitirilen fakültelerin denkliğini kendine esas almış çiftler bir süre sonra bunun da yetmediğini görerek evliliklerini de bitirebilmekteler.
Evlilik dediğimiz kurum bir tür maddi menfaatler uyuşması üzerine bina edildiğinden bu anlamda bir şeyler yolunda gitmediğinde ufacık bir hoşnutsuzlukla çatı çökecektir.
Evliliğin tesisi bu esaslar üzerine olunca, ailenin ilişkiler bütünü de bundan nasibini alacaktır elbet. Çocuklar artık anne babanın ertelenmiş düşleridirler. Anne?baba evlat ilişkisini de, çocukların birbirleriyle ve çevreleriyle kurdukları ilişkiyi de belirleyen şey menfaat ve konfor olacaktır. Rahatı bozan, konforu engelleyen, sorumluluğu artıran her şey katlanılmazdır. Bu sebepten evlilik külfet, boşanmalar kurtuluş addedilir. Az ya da hiç çocukluluk, daimi bekârlık ideal yaşam biçimleri gibi lanse edilir. Evler geceleme yerleridir. Çoğunlukla yaşlılardan yalıtılmış, çocuklardan arıtılmıştır evler. Modernleştikçe evsizliğimiz artıyor. Evi insanın içidir, tam da onu kaybediyoruz. Haydi hayırlısı.
MİNİ SÖYLEŞİ
-Bana verdiğin bu bir sürü kelimeyle şimdi ben ne yapacağım?
-Nereden bilebilirdim ki o kelimelerin gün gelip hiçbir işe yaramayacağını?
-Benim soruma soruyla cevap verme, doğru düzgün bir cümle kur!
-Bütün cümlelerimi kurdum, kurulacak başka da bir cümlem kalmadı.
-Sen şimdi bana bu kelimelerle bambaşka bir dünya ümidi vermiştin, şimdi çekip gittin.
-Nereden bilebilirdim ki anlamların cümleleri terk edeceğini?!.
-Al işte şu kelime seksenli yıllardan kalma, şu 1993´ten, 2000´li yılların kelimelerini bugünden ayıkla ayıklayabilirsen!
-Ne demiş Hazreti Pir: ?Geçenler geçti cancağızım, şimdi yeni şeyler söylemek lazım.´
-Yani şimdi İslamcılık gele gele Mevlana´nın bu sözünden medet umar hale mi geldi?
-?Mevla görelim neyler neylerse güzel eyler.´
-Mevla ile Mevlana arasında dönüp duruyorsunuz azizim, sizinki ?Hu´ dönüşü değil, ?U´ dönüşü!