İçimdeki gurbetten yine içimdeki bir hasrete yolculuk(14)
Bizim kuşağın çocukluk yıllarında son dönemlerine ulaşıp tanıma bahtiyarlığına ulaştığımız ve aynı zamanda bizim kuşağın dedesi konumundaki bu kuşağı ben 1930 kuşağı olarak isimlendiririm.
Her nedense ben 1930 kuşağı olarak tanımladığım kendi çocukluğumda tanıdığım mahallemizin o gün ki ömürlerinin son demlerini yaşayan kuşağı ile kendimin mensubiyeti saydığım 78 kuşağı arasında bir ortak yan bulurum?
O kuşak Osmanlıdan günümüze kalan bir devrin insanlarının bizim kuşağa son mirası gibi idiler. Çünkü çocukluğumda son demlerine yetişerek gördüğüm bu kuşağın hassasiyetlerini daha sonraki bize kadar devam eden kuşaklarda hiç görmedim.
Kendimin de içerisinde bulunduğu 78 kuşağının nasıl olduğunu ise bizden sonraki kuşaklar mutlaka bir şekilde tahlil edeceklerdir.
Bu eski kuşak aynı zamanda ?radyolardan ajansları!? büyük bir dikkatle dinleyen henüz televizyona yetişmemiş, ya da yetişmiş olsa bile televizyona çok da hoş bakmayan bir nesildi.
O yıllarda Bilgisayar, internet elbette zaten hayal bile edilebilir değildi.?Tutuculuk? diye ifade edilen kelimenin en belirgin şekilde kendini fark ettirdiği nesil de yine o nesildi.
Fakat buna rağmen âlim olmasalar bile, her biri ayrı arif olan bu eski nesil; saygının, hürmetin, vefanın en son temsilcileri idiler. Her biri kendi çapında muhafazakâr; inançlı ibadet sahibi, Allah korkusunu hep taşımış olan bir nesildi.
Olağan üstü durumlar da o gün radyo haberlerinin adı olan,? ?ajanslara!?gösterdikleri rağbet çoğu zaman sonraki nesiller tarafından ?tiye!? alınmış olsa bile, memleket ahvalinde olup bitenlere karşı gösterdikleri ilgi ve dikkatleri hiçte önemsiz değildi.
O kuşak Osmanlıdan, Cumhuriyete miras, olarak kalan Cumhuriyetten, 1950 yılındaki çok partili döneme uzanan hayat çizgilerinde ise, ömürlerinin son demlerinde 1960 ihtilalini´de görmüş? Bir kısmı 71 muhtırasına yine radyolarda anlatılan ?ajanslardan? dolayısı ile bilgi sahibi olmuş, ancak ülkede estirilen her türlü olumlu ve olumsuz şartlardan-daha çok olumsuz şartlardan ?çokça etkilenmiş bir nesildi.
1950 den 1960 ihtilaline kadar olan dönemde ise, daha önceleri din ve diyanete yapılan baskılardan bütün ülke insanları gibi bir nebze olsun kurtulmuş, yıllardır hasretini duydukları ?ezanın asli şekliyle tekrar okunmuş olmasının mutluluğunu? tatmışlardı.
Tarımda; öküz ve karasabanlı dönemleri geçerek Traktörü tanımış, kara lastiğin yerine potin ayakkabılarla tanışmış, ancak gelin görün ki yine millete hizmetten başka bir sucu olmayan üç güzü de insanın,? idamına da şahit olmuşlardı.
?Arkasından ülkede yaşananları şu veya bu şekilde yorumlayıp konuştuktan sonra, yine bir kısmı; 12 mart 1971 muhtırasına-Kendi seçtikleri meclise karşı yapılan bir müdehaleye, bir dayatmaya şahit olmuş olsalar da,? neden ve niçinler ini; tam anlayıp çözememişlerdi.?
1974 yılında Kıbrıs savaşının çıktığı yıllar da artık ömürlerinin son demlerini yaşayan bu kuşak, eskisi gibi ?ajansları!? dinleyip duyamadıkları için; oğullarından ve torunlarından duydukları oranında nelerin olduğunu anlamaya çalışmışlar o oranda kazanıldığına inandıkları zaferle toplumda anlatılan çeşitli manevi ve hissi rivayetlerle mutlu olmuş, Onların deyimi ile ?Rum ve Yunan gavuruna? karşı elde edilen Mehmetçik´in zaferiyle coşmuşlardı. Ancak ekseriyeti 1980 ihtilalini göremeden de bu dünyadan göçmüşlerdi.
Haftaya devam edelim inşallah.