reklam
Sivas
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
11

ÇOCUKLAR

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Fuller, 1600’lü yıllarda yaşamış. O zamanki bu çıkarımı elbet bugün de geçerli; fakat insani yönleriyle çok daha gelişmiş biçimde. Çocuklar bugün ebeveynlerinin maddi manevi her şeyidir. Ülkelerinin geleceği, insanlığın, kaderini belirleyenleridir. Bizi bugün uzaya çıkaranlar, dünün; yarın Mars’ta koloni kuracaklar ise bugünün çocuklarıdır.

Bu nedenledir ki Louis Pasteur, ‘’Bir çocukla uğraşırken iki duygu içindeyizdir; çocuk olduğu için sevgi, yarının büyüğü olduğu için saygı’’ demiştir. Ebeveynin ve eğitimcinin konuyla ilgili rolü ve sorumluluğunu vurgulayan Pasteur, kuduz aşısını bulandır yani çocukluğunun potansiyel bilim adamıdır.

Şüphesiz her ebeveyn –istisnalar kaideyi teyit eder- çocukları için en iyisini ister. Hatta imkânları kısıtlıysa ilk önce kendinden esirger ve bundan da zerre gocunmaz.

Okula gönderir örneğin; düşük gelir sahibiyse kitap parası denkleştirir, kendisine üç senede bir ayakkabı, pantolon alırken çocuğuna senede bir mümkün olanın en iyisini almaya çalışır; yüksek gelir sahibiyse senede bir mücevherden ya da pahalı bir takıdan veya hobiden taviz verir ve kendince verdiği tavizi çocuğunun eğitimine aktarır. Çünkü bilir ki okul iyidir; bugünden geleceğe hazırlar. Anahtardır; işin, ileride yapılacak iyi bir evliliğe açılan kapının, yerinde bir sosyal yaşantının kısaca kalitenin, daha da kısaca yaşamı idame ettirmenin anahtarıdır.

Güvenir okula, güvenir de okul binalarına değil ya, öğretmenlere güvenir. En değerli varlığını en güvendiğine emanet eder.

Öğretmen ise bilen; ama sadece bilen değil bildiğini kendinden sonraki nesle aktarabilme becerisi kazandırılmış olan demektir. Bu nedenle öğretmene bilgiyi kazandıran akademik kurumlar aynı zamanda öğretme yetisini de ölçer. Bu yetiye, yani bilimsel bilgiyi hazmetme ve gelecek nesillere aktarma yeteneğine göre kişiyi göreve uygun addeder.

Öğretmen vasfını kazanmanın yolu meşakkatlidir, sonrasında atanmaya layık temiz bir sicil ortaya koymak, devletin yetkilendirdiği kamu ve özel öğretim kurumlarının sınavlarını kazanmak ve nihayetinde atanmak takdire şayan bir çabayı gerektirir. Elbette tüm bu süreçlerin adil olmama ihtimalini göz önüne almıyoruz, zira bu ahlâksızlığın daniskasıdır.

Buna karşılık öğrenci olmanın yolu mevzuat uyarınca eğitim öğretime mecbur yaşta olmak ile öğrenmeye aç ve açık olan her yaştan ülke vatandaşı ya da misafir başka ülke vatandaşı olmaktan geçer.

Okul dediğimiz işte bu fedakâr öğretmen ile bilgiye ulaşma yolundaki cefakâr öğrencinin buluşma noktasıdır.

Bu zincirin kırılma noktası velidir. Öğrencinin ana babası, vasisi, ebeveynleri ya da adını nasıl koyarsanız. Veli, öğretmenin, öğrencinin ve okulun tanımına hâkim olmadıkça suiistimal edilmeye en müsait söz ve hak sahibi unsurdur.

Öğretme uğrundaki azim, öğrenme hevesinin beraberindeki özveri ve bu iki unsuru bir araya getiren yatırımdan bihaber veli, ülkesinin geleceğini elbette iyi niyetine; fakat aynı zamanda da bilgi eksikliğine feda etme aymazlığında bulunma riskiyle karşı karşıyadır.

Nasıl mı?

Ehil olmayan, daha kötüsü, kötü niyetli, daha da kötüsü sapkın zihniyet sahibi hasta ruhlu kimselerin kendilerini, temel değerlerini benimsemedikleri hatta her fırsatta bu değerleri kişisel çıkarları uğruna yok etmek maksadıyla yontma hevesinde bulundukları Türkiye Cumhuriyeti’nin yasal unsuru gibi tanıtarak milli, dini, siyasi ve ekonomik hassasiyetlerinden faydalanmalarına ve bu yolla çocuklarını eğitim öğretim adı altında, ülkelerinin temel değerlerinden uzak biçimlendirmelerine fırsat tanıyarak ve müsaade ederek.

Velilerin iyi niyetiyle birlikte kurumların sorumluluğundan bihaber olmasını suiistimal etmeyi şiar edinmiş kimseler arasında yazık ki çocukların kendilerini savunma aczinden rezilce istifade etmekten çekinmeyenlerin varlığı da adli vakalar olarak geçmişte ortaya serilmiştir.

Liyakati belirleyen, akademik kurumlar vasıtasıyla devlettir. Öğretmenlerin görev yaptığı okullar bellidir. Veliye düşen, bu kurumlara ve memurlarına dahası çocuklarının her konudaki eğitimi ve öğretimi için alternatif aramaksızın devletine itimat etmektir.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...