Aslına Dön...
Son yıllarda ülkemiz geleneksel tarım ve hayvancılığı terkeder duruma geldi. Kendine yeten, çevresindeki ülkeleri besleyen Türkiye, temel gıda maddelerini ithal eder duruma düşürüldü. Ülke, ithal ettiği tarım ve hayvan ürünlerine inamılmaz paralar öder duruma geldi.
Buğdayı Rusya, Ukrayna, Almanya´dan, eti Bulgaristan, Şili, Uruguay, Bosna´dan, mısırı ABD, Brezilya´dan, arpayı Hırvatistan´dan, samanı Gürcistan´dan, pamuğu Yunanistan, Hindistan´dan, pirinci Tayland, Vietnam´dan, kuru fasulyeyi Çin´den,mercimeği Kanada´dan ithal ediyoruz.
Damızlık ve damızlık olmayan sığır, koyun , keçi, ithal ediyoruz. Bosna ve Hersek´den karkas sığır eti, Bulgaristan´dan kurbanlık koyun ithal ettik.
2003-2015 yılları arasında yukarıdaki ürünlerin ithalatına Türkiye´nin ödediği para 400 milyar civarında. Son üç yılda temel gıda ürinlerine Türkiye 58 Milyar Dolar ödedi.
Pamuk, tütün, pancar üretimi yarıyarıya düşdü.
Çiftçiye destekler zamanında verilmiyor, destek parası nedeniyle devlet çiftçiye borçlu.
Zaten çiftçiye yapılan destek de mazot ve gübre fiyatlarının yüksekliği üzerinden fazlasıyla geri alınıyor. Çiftçinin üretici olma gücü, bir yıl sonraki riskli tarıma teşebbüs etme isteği ortadan kaldırılıyor. Bu durum karşısında çiftçi arazisini ekmekten biçmekten vazgeçiyor. Çiftçiliği bırakıyor, arazisi uygunsa kiraya verip gününü kurtarmaya çalışıyor. Çiftçilikten vazgeçen orta anadolu çiftçisi birlikte götürmesi gereken hayvancılığı da bırakıyor.
O halde ne yapmalı?
Öncelikle bir ülke için stratejik önemi olan temel gıda ürinlerinin yurt genelinde üretimi önemsenmeli.
Çiftçilik ve hayvancılığın birlikte götürülmesi için hedefler belirlenmeli, projeler ortaya konmalı..Sivas bunun örneği ve uygulama alanı olmalı.
Organik tarım ve hayvancılık için meralar korunmalı.
Yabancı çiftçiye verilen ithalat paraları içeride Türk çiftçisine destek olarak verilmeli.
Tarım arazilerinin parçalanması önlenmeli, var olan yasaya teşvik edici unsular eklenmeli.
Miras hukukunda müştereklere devir ve satışta kolaylık sağlanarak arazilerin atıl kalması önlenmeli.
Sivas kendi ihtiyacı için, orta anadolunun ihtiyacı için geniş coğrafyasında az su isteyen kaba yem üretim uygulama alanı olmalı.
Üretilen ürünlerden uç ürün elde etmek için bölgelerin özelliğine göre bölge organize sanayileri kurulmalı. Buğdayı buğday olarak satmak değil un, irmik, şehriye, makarna, erişte, buğday elyafı ve daha bir çok sanayi ürünlerine çevirerek eğitilmiş işsiz gençlerimiz için iş ortamları, bölge için zenginlik yaratılmalı.
Türkiye bir çok ili büyüklüğündeki ülkelerden temel gıda maddelerini ithal ediyor. Devlet çiftçisine vermediği parayı yabancı ülkelerin çiftçisine aktarıyor. O küçük ülkelerde üreticiler devletleri tarafından yeterince destekleniyor, teşvik ediliyor, ürün alımına garanti veriliyor.
Yani, çiftçi devleti yanında hissetmeli, ilgili devlet birimleri, araştırma kurumları çiftçinin içinde, onların önderi olmalı.
İşte o zaman Anadolu insanı toprağına sarılır, toprağını değerlendirir, büyük şehirlerin kahreddici yaşamına sığınmaz, göç etmez, değerlerini de kaybetmez.
Orta Anadolunun Tarım ve Hayvancılık Merkezi Sivas da yeni bir anlayış içerisinde modern tarım ve hayvancılığın temel oluşturacağı organize sanayileriyle aslına Dönmüş olur...
NOT:Rakamlar 16 Eylül 2016 Tarihli Cumhuriyet Gazetesinden.