AYASOFYA
100 yıl sonra Cermen saldırıları ile yıkılacak olan Batı Roma İmparatorluğu ve yaklaşık 1.050 yıl sonra yıkılacak olan Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu. Bizans İmparatorluğu'nun sonu, 1453 yılında Fatih Sultan Mehmet'in o zamanki adıyla İmparator I. Konstantin'in Şehri anlamına gelen Konstantinopolis'i fethiyle olmuştur.
Nova Roma ismiyle Roma İmparatorluğu'na, Konstantinopolis adıyla Bizans İmparatorluğu'na ve Latin İmparatorluğu'na, Konstantinopolis'in Arapçası olan Konstantiniyye adıyla da Osmanlı İmparatorluğu'na başkentlik yapmış olan şehir, dönemine göre Otokrasi, Diktatörlük, Tetrarşi, Mutlak Monarşi, Hilafet ve Meşrutiyet yönetim biçimlerinin uygulandığı bir başkent olmuştur.
Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşuyla İstanbul adını almış, başkentlik vasfını Ankara'ya devretmiş; fakat medeniyet mozaiğine ev sahipliği görevini ise layıkıyla sürdürmektedir. Üzerinde barındırdığı ve dünyanın her köşesinden meraklılılarının akınına uğrayan tarihi yapılarıyla yüzyılların izini sürebileceğimiz İstanbul, bu anlamda dünyanın gözünü üzerinde tutması bakımından da sakınılması ve idaresiyle de örnek teşkil etmesi gereken değerimizdir.
Şehrimizin güzide tarihi yapılarından biri olan Ayasofya ilk yapımından sonra uğradığı felaketler neticesinde son şeklini, 537 yılında, para karşılığı günahların affedildiği, bilim adamı ve düşünürlerin işkence gördüğü ve servetine el koymak için Engizisyon mahkemelerinin insanları ölüme mahkum ettiği bir dönem olan Ortaçağ'da, Bizans İmparatoru I. Justinianus döneminde almıştır. Doğu Ortodoks Hıristiyan mezhebinin merkez kilisesi olarak inşa edilen Ayasofya, Yunanca Hagia Sophia, kutsal bilgelik anlamına gelmektedir. İsminin anlamını, Hıristiyanlıktaki karşılığına değinmeden, içinde bulunduğu döneme tezatla, bilgiyi ve bilgeliği kutsal sayan bir yapının günümüze kadar önemini koruyarak dimdik ayakta kalmasına da gerekçe gösterebiliriz.
Ayasofya, 1453 yılında fethin sembolü olarak hoşgörülü bir yaklaşımla ismi değiştirilmeden, Fatih Sultan Mehmet tarafından minare ekletilerek camiye dönüştürülmüştür. Öncesinde 916 yıl boyunca kilise olarak kullanılan Ayasofya, 1934 yılına kadar sürecek 482 yıl boyunca da cami olarak cemaatine hizmet etmiştir. 1934 yılında milli kurtuluş mücadelesinin ertesinde, İstanbul'un işgal güçlerinden arındırılması neticesinde, Ayasofya'nın tekrar kilise olma ihtimali azalmıştır.
Fatih Sultan Mehmet'ten bu yana gösterilen hoşgörü ile, cami olduğunda sökülmeyip de üzeri sıvalarla kapatılan mozaiklerin de açığa çıkarılmasıyla, Osmanlı döneminde Aya İrini'ye yapıldığı gibi müzeye dönüştürülmüştür. Bilime hizmet ederken dünya turizmine açılmış, o zamandan bugüne kadar da ülke tanıtımına ve ziyaretçiler dolayısıyla kazandırdığı paralarla da ülke ekonomisine doğrudan ve dolaylı olarak fayda sağlamıştır.
Ayasofya her dönem bulunduğu topraklara fayda sağlamış, bulunduğu coğrafyayı varlığıyla önemli bir konuma getirmiştir. Fatih Sultan Mehmet'in fethi ile topraklarımıza katılmış, Gazi Mustafa Kemal'in azmi ile de topraklarımızda kalması sağlanmıştır.
Friedrich von Schiller'in bir sözü var: 'İnsanın büyüklüğünü uğraştığı konuyla ölçmek; ama o konuyu nasıl işlediğiyle ölçmemek, sık rastlanan bir önyargıdır.'
İhtişamı nedeniyle herkesin gönlünden geçen bir Ayasofya olacaktır; ancak esas olan yukarıda da bahsettiğimiz hoşgörülü yaklaşımın Ayasofya'nın ruhuna işlemiş olduğudur. Cami olması vesilesiyle mutlu olan yurttaşlarımız adına sevinmekle beraber, müze olduğu dönem için esaretinden bahsedenlerin, bugün orada namaz kılabilmelerini 86 yıl önceki cesarete borçlu olduğunu da hatırlatmak yerinde olacaktır.
Ayasofya sınırlarımız dahilindedir. işlevine, yüzyılların sorumluluğunu taşıdığı ve tarih barındırdığı için bilime olan katkısını eksiltmeden karar vermek, egemen milletimizin ve bağımsız yargımızın takdirindedir. Müze olarak değerliydi, ibadethane olarak da değerlidir. Bugün sınırlarımızda bulunmasına katkısı olan her bir ecdadımızın ruhu şad olsun.