İçimdeki gurbetten yine içimdeki bir hasrete yolculuk (19)
Çeşme?
Osmanlı döneminden gelip cumhuriyet dönemini yaşamış, cumhuriyetin ilanına değişik yaşlarda şahit olmuş, Tek parti dönemini görmüş, Demokrat parti döneminde oluşan havayı tatmış ilerleyen yaşlarında 1960 ihtilalini sonraki kuşaklara aktarmış bir nesil olan yeni mahallenin yukarıda bahsi geçen o günkü bu eski sakinleri tekrar hatırıma gelirken?
Onlarla aynı kuşak olan ancak onlara çokta benzemeyen; Hacı emminin (Hacı Mehmet Ünsal´ın) eski evinin hizasına gelince, gözüm ilk önce o eski evinin karşısında olan çeşmeyi arayacak elbette.
Bugün onun evinin yanına yapılan mevcut yapı her ne kadar geçmişe dair düşüncelerimin önüne adeta perde çeker gibi bir görüntü verse de? Kafasındaki fötr şapkası tıraşlı yüzü, üzerindeki yelekli takım elbisesi, yeleğinin cebindeki (herhalde) köstekli denen saati? Gayet rahat ve sakin görüntüsü yanında çevresine buyurgan hal ve sözcüklerle hitabı? Ve tabi zihnimde o günlere ait hali ile sanki karşımdaymış gibi muhtemeldir ki bir kez daha hatırlayacağım.
Ama ne fayda ne çeşmeyi yerinde bulabileceğim, nede Hacı emminin eski evini. Eski evin yerine yapılan;?yeni eve? daha fazla bakamadan, aklen ve fikren tamamen çeşmenin yerine odaklanacak bakışlarım.
Aklım, fikrim, zihnim kayıp; gidecek uzaklara ta? Eski zamanlara? Bu gün yerinde yeller esen, çocukluğumuzda ise; ?nice hatırlayacağımız yaşanmışlıkların geçmiş olduğu?,o çeşmeyi kim yapmış veya yaptırmıştı bilemiyorum. Ama o çeşmenin adı bizim için; Hacı emminin çeşmesiydi. O çeşmenin orada bulunduğu zamanlar, evlerde bu gün ki gibi suların olmadığı zamanlardı.
Her mahallenin bir veya birden fazla çeşmesinin olduğu o zamanlar ayrı dünyanın olduğu ve yaşandığı zamanlardı aynı zamanda. O yüzden eskiden edip ve şairler, âşıklar, o çeşmelerde yaşanmışlık lara dair? nice eserler yazmışlardı, o bizim çocukluğumuzdan önceki ve sonraki zamanlarda.
Nihal Atsızın;?Pınar başına geldi bir elinde güğümü/çattı yay kaşlarını görünce güldüğümü??diye devam eden şiirinde anlatılan hususlar gibi nice haller yaşanıyordu o çeşmelerin başında eskilerde?
Bütün bir mahallenin içme ve kullanma sularını temin ettikleri bu çeşmelerden; her ailenin kendi fertleri dışında, o işi meslek olarak yapan insanlarda vardı. O zamanlar.
Sucu falanca, Sucu filanca diye(falanca ve filanca diye yazdığımız kelimelerin yerine tabi ki o işi yapan insanların isimlerini hatırlayanlar haliyle o isimleri koyabilirler elbette.) konan isimleri olan meslek sahipleri de vardı o yıllarda.(Bu konu veya konular ayrı bir yazı olarak değerlendirilse yeridir.)
İşte ben çocukluğumda yerini bildiğim ancak bugün ortada olmayan o çeşmenin şeklini hatırlamaya çalışırken? Biliyorum ki; Fadime(Ünsal) teyze, o çeşmenin arkasında evleri, bahçesi olan ancak bugün ne evleri, nede kendilerinden ?bir kızları??hariç kimsenin artık orada kalmadığı/bulunmadığı Göktaş ailesinin, bütün tanıdık fertleri? Bizi de hatırlıyor olmalısın, diye zihnime hücum edeceklerdir.
Göktaşların, evlerinin bahçelerinin mahzun hali, ister istemez beni eskilere götürecek.
Top oynadığımız kızak kaydığımız,? bahçelerinin tanınmaz haline mi, yoksa o bahçeyi çeviren kenarlarında kıpırda ma, oynadığımız duvarların, yok olmasına mı? ?üzüleceğime elbette karar veremeyeceğim.
O ailenin benden birkaç yaş büyük olan çocuklarından Mehmet Göktaşı ve oyun arkadaşlarımız kardeşleri; Mustafa ve Nurettin Göktaşın, o günkü hallerini beynimde bir film şeridi gibi geçireceğim.
Mehmet´in, konuşurken,? gülümseyen yüzünü? elbette bu gün aynı sıcaklığı ile hatırlayacağım. Sürekli ev yapmakla meşgul olan ve hep çalışan babaları; Hacı amcayı hatırlayacağım.
O gün oynadığımız oyunların hiç olmadık yerinde, Hacı amca´ nın ?çaldığı ıslık sesini duyarak?, birazda bezgin bir şekilde,?Paşam bizi çağırıyor? diyerek onların çocuklarının oyundan çıkıp hemen gitmesini?
O gün Mehmet, Mustafa ve Nurettin´in, babalarının yaptığı evler yüzünden ?yapmak zorunda oldukları yardım gereği-çocukluklarını tam yaşayamadıklarını düşünüp, belki de, onların yerine;? buruk bir tebessüm? edeceğim.
Onlarla ilgili geçmişte yaşanan günleri düşünürken elbette düşüncemin bir yerinde aklıma İbrahim ve Osman Gencer kardeşler gelecek?
Bu gün her ikisi de,? benim gibi? o mahallede yaşamayan gençlerinden olan bu,? iki kardeşinde? içinde bulunduğu geçmiş günlerimizi düşünürken, zannediyorum ilk aklıma İbrahim´in içinde bulunduğu futbol takımı, o takımla o dönemde yaptığımız; mahalle maçlarını mutlaka hatırlayacağım.
İbrahim´in içinde olduğu futbol takımımızın,?mahalle maçlarında? hiç yenilmeyen galibiyetlerini düşüneceğim.
Çünkü eğer takımda İbrahim varsa bizi hiçbir mahallenin yenmesi mümkün değildi. Bu durum bizim,? o maç? yaptığımız diğer mahalle takımlardan üstün olmamızdan kaynaklanıyor değildi elbette!
Sınırları taş, kesek ve tenekelerle belirlenmiş kalelere atılan şutlarda, İbrahim´in bizim takımın attığı o kalelere değen değmeyen her şekildeki şutları ?gol? saydırması, ancak rakip takımın bize attığı çok bariz olmayan ?golleri? ise gol olarak saydırmamasından kaynaklanmaktaydı.
Haftaya devam edelim inşallah?