Kimlerin savaşı?
Savaşmak, üzerinde düşünülmüş olsa da sonuçlarına asıl katlananların, çoğunlukla savaşa karar verenlerin olmadığı yıkımlardır. Bir eylemin sonucuna katlanmamanın hafifliği, katlanmak zorunda kalanların acı verici çaresizliği karşısında bile aldırmazlığa yeter sebep olabilmektedir.
Başka çocukların topraklarında patlayan bombalar, o çocukların anne babalarının gözlerinde yansıyan mermi izleri, enkazlar, enkaz altında kalanlar…
Bu yıkıma sebep olanlar, ihtiyacından daha fazlasının peşinde, başkalarını, ihtiyacından daha azına mahkûm etmeyi kendine hak sayanlar; umursamayanlardır.
Oysa bizi vahşi olandan ayıran, var olmanın yok etmeye gerekçe olamayacağını ispat etmek değil midir zaten. Bunun, insanoğlunun düşünme kabiliyetinin zaferi olması gerekmez mi.
Dünya, hiçbir savaşın, ‘başkalarının savaşı’ olarak algılanmamasını gerektirecek kadar küçük bir noktadır evrende.
Umursamayanların listesi umursamadıkları ile doludur. Sıralamada nerede olduğunuza bağlı olarak da kendinizi güvende hissetmenizi sağlarlar.
Bizler gibi, umursamayanların emperyalizmine karşı, dünya tarihine kazınmış çok büyük zaferler elde etmenin çok çok büyük bedeller karşılığı mümkün olabileceğini görmüş olmanın sorumluluğunu taşımak da kolay değildir. Atalarımızın ödediği bedellerin karşılığı sahip olmamız gereken bilinç, varlığımızın yegâne garantisidir.
Diplomasi, yabancı bir ülkede ve uluslararası toplantılarda ülkesini temsil etme işi ve sanatını icra ederken gösterilen ustalık ve becerikliliktir. Savaşa bahane üretmeye çalışanlara geçit vermeme durumudur belki. Belki de ülkesini stratejik konularda dışa bağımlı hale getirmeme durumudur ki aksi ekonomik bir savaşın mağlubu olmanıza yol açar.
‘’İnsan geçimini bir düşmanla savaşarak sağlıyorsa, o düşmanın ölmemesi onun çıkarınadır.’’ Friedrich Nietzsche
Savaşlar, küresel güçlerin, dünya üzerindeki neredeyse tüm toprakların yeraltı ve yerüstü zenginlikleri üzerinde doğrudan ya da dolaylı olarak söz sahibi olmaları neticelerinde, olumsuz etki alanı bakımından patlak verdiği bölgelerle sınırlı kalmamaktadır. Geçimini düşmanları ile sağlayanlar karşılıklı hayatta kalırken, olan arada kalan masum insanlara olmaktadır.
Savaşın hiçbir tarafında yer almamanın önemini büyük savaşlar neticesinde öğrenmiş bir millet olarak, Mustafa Kemal Atatürk’ün şiar edindiğimiz ‘’Yurtta Sulh Cihanda Sulh’’ düşüncesi doğrultusunda içeride ve dışarıda siyaset ve diplomasi sanatını barışçıl temellerle icra etmeye özen gösterirken, buna ihtiyacımız olan gücün kaynağı siyasi, askeri ve ekonomik
bağımsızlığımızı sekteye uğratacak politikalardan kaçınmamız gerekmektedir. Bu şekilde savaşların tarafı olmaktan ya da arada kalmaktan kaçınabileceğimiz gibi sahip olduğumuz gücü uzak ya da yakın çevremizde mevcut ya da muhtemel çatışmalara en azından egemenlik alanımız üzerinden geçit vermeyecek şekilde kullanabileceğimizi de Cumhuriyet Türkiye’sinde tecrübe etmiş bulunmaktayız.
Kurtuluş mücadelemiz neticesindeki kazanımlarımızın değeri gün geçtikçe çok daha iyi anlaşılırken, henüz idrak edememiş olanların farkındalığının da bir an önce artması dileğimizdir.