Tercih
Halkı tanımlarken bir ülkedeki yurttaşların bütününden bahsedebiliriz; ancak yurttaşı yani vatandaşı tanımlarken bilinç düzeyinden de paye almamız gerekebilir. Nitekim haklarının bilincinde olmak da vatandaşlık görevlerindendir.
Örneğin susmayı tercih etme hakkı. Anayasal hak olan susma hakkı ile karıştırılmasın. Bu tamamen kişisel ve bilinçli bir tercih. Kanunlar karşısında suç teşkil etmese dahi sonuçları olacağını düşünerek düşüncelerini ifade etmekten kaçınma hakkı.
Buna karşılık yine bilinçli bir tercih ise konuşmayı tercih etme hakkıdır. Bu da suç teşkil edip etmediğini önemsemenin gerekmediğinin düşünüldüğü bir tarafta yer almanın verdiği rahatlıkla her düşündüğünü hatta üzerinde düşünme gereği duyulmadan tamamen hissettiklerini söze ve/veya yazıya dökme tercihidir. Ancak bu, salt düşüncelerini ifade etmek isteyen vatandaşların yanı sıra otoriteye yakın durmanın fırsatını ganimete çevirme çabası içerisinde olan birtakım kesimlerin de sıklıkla başvurduğu bir yöntemdir.
‘’Güçler Ayrılığı’’ ilkesine bağlılığın zayıfladığı durumlarda, Yasama, Yürütme ve Yargı erkleri, asıl temsilci ve uygulayıcılarından, bu konuların dışındaki nüfuz ve mevki sahibi kişilerin tasarrufuna doğru kaymaya başlar.
Günümüz ekonomik düzeninde insanoğlunun zaaflarını en iyi tespit eden kesim, sermayedir. Sermaye, ülke toprakları üzerinde istediği yeri şahsi kullanımı için elde etme yolunda, bürokratın, denetimden istisna olduğu düşüncesinden istifade etme yoluna gidebilir. Bu durumda da örneğin atanmış bürokratlar ve de amirleri bu erklerin denetiminden istisna hissetmenin rahatlığıyla kurumların da gücünden istifade ile hem sermayenin hem de kendi şahsi görüşlerini kişilere ya da halka dayatma yoluna gidebilir.
Bunu yaparken de kişisel menfaat peşinde olanlar, çıkarlarını, siyasi tercihini otoriteden yana kullanan vatandaşların fikirleri arasına sıkıştırarak yasallaştırma yoluna gidebilirler. Bu da onlara, yaptıkları haksızlığı, buna maruz kalanın kendi sesiyle bastırma fırsatını sunabilir.
Friedrich Nietzsche’nin dediği gibi: ‘’İnsan şeyleri niye göremez? Önünde kendisi durur; kendisi örter şeyleri.’’