Seviyorum merkez!
Fenomen olmuş bir TV dizisinde vardı; bir polis memuru olan dizi karakteri, meslektaşına olan aşkını polis telsizinden haykırıyordu: ‘’Seviyorum Merkez!’’
Elbette içkiliydi, amiyane tabirle, kafası iyiydi. Akli melekeleri berrak olan kaç kişi sevgisini ifade edebilirdi ki bu kadar aleni…
Erich Fromm’a göre sevmek, öğrenilebilir bir davranış; aşk gibi değil yani, oksitosinden nispeten bağımsız, irade gerektiren, zaman isteyen, fedakârlık isteyen, deneyimlerden yola çıkan…
Ben ailemi severim mesela, her şeyden bağımsız. Herhangi bir şeyi seviyorum derken bile zımni olarak ortadadır aileme sevgim; biyolojik ya da gönül bağı olarak ailem kabul ettiğim. O yüzden severim birçok şeyi ailemle birlikte ve hep onlardan sonra.
Neyi mi severim? Mesela denizi, tuz kokan, dingin ya da dalgalı, içime çektikçe ferah kokusunu, hayat bulduğum. Ama nefret ederim aynı zamanda beni yok etme ihtimali olduğundan. Devasa canlılarıyla okyanus ortasında bir deniz kazasından, hipotermi ile maksimum bana vereceği bir iki dakikalık nefes alma zamanından. Nefret ederim ben denizden; ama severim akşamüstü gün batımına meze, bir yudum rakının hazzına yoldaşlığını.
Nefret etmeden sevilir mi bir şey, kimse? Nefretin sevgiye yoldaşlığı mı? Neyse…
Severim, beni seven kadınları, kusurlarına katlanmadan nimetlerinden faydalanamayacağımı bilerek, o kadınlar da sever beni, en nefret edilesi hallerime bilenerek.
‘’Derin ve tutkuyla sev. Kalbin kırılabilir; ama hayatı dolu dolu yaşamanın tek yoludur.’’ diyerek severim yine Erich Fromm gibi, saltanatını sevgim üzerine kuranları. Yanlışın üzerini örterim sevgiyle, olgunluğumun eseri güdülerimle. Korkmam, sevdiğim yerde, hele de sevildiğimi hissettiğimde; çünkü korkunun olmadığı yerdedir sevgi, nefretin yanı başında dursa bile.
İşini iyi yapanı severim bir de müteahhiti, bahçıvanı, doktoru, öğretmeni ve herhangi birini, yeter ki ahlaki sınırlar içerisinde olsun işi. Hırsız olmasın mesela, çocuklara zarar veren bir işi olmasın; tek sigara satan büfe olmasın, uyuşturucu satmasın, kiralık katil olmasın örneğin. Öldürmesin yani yaşatsın, yaşatmak için çabalasın. Bina yapsın içinde yaşatsın, icat yapsın, ucunda yaşatmak olsun.
Değeri olsun sevginin, anlamlı bir değeri. Francis Bacon’un dediği gibi ‘’ Yumuşak başlı kişinin avam tarafından sevilmesinin hiçbir değeri yoktur.’’ mesela.
Sevenin sevgisine dayanak, çok da ucuz olmasın, üç kuruşa satmasın sevgisini, geleceğini. Evet! Geleceğini. Çünkü sevgin biçimlendirir seni ve sen biçimlendirirsin hem kendinin hem çevrenin hem ülkenin geleceğini. Wilhelm Reich’ın dediği gibi ‘’Bugün attığın her adım yarınki yaşamındır’’. Senin de bugün sevdiğin, bir yerde yarınını ipotek ettiğindir. Bu yüzden severim akıllı insanların sevme yetisinin bir başkalığını.
Çok şeyi severim de dedim ya şu yoldaşlık meselesi; nefretin sevgiye yakınlığı, işte severim sevginin nefretin yanı başında duruşunu, sevginin suistimaline karşı, kullanabilen için elbette, bir kalkan olarak kullanılabilir oluşunu.
Son olarak yine Francis Bacon’un dediği gibi ‘’Karanlıkta bütün renkler bir araya gelir.’’ Bu yüzden ayırmak zordur iyilik ile kötülüğü, güzellik ile çirkinliği. Karışır sevgi karanlıkta korkuya, korku vardır, sevgi yoktur karanlıkta. Yani şüphe duymalı, sevdiğiniz uzak duruyorsa, sevginin varoluşunun temeli olan aydınlığa.
Bu yüzden en çok aydınları severim, aydınlatan güzel ülkemi ve güzelim dünyamı aydınlıklarıyla, en hakkını vererek aydınlıkta sevebilirim çünkü geri kalan, sevebileceğim ne varsa.