GANİMET
Savaşta ele geçirilen esir, menkul ve gayrimenkullere ganimet denir. Enfâl Suresi'nde geçer ve İslam hukukunda vardır. Bu bağlamda Ayasofya taşınmaz (gayrimenkul) bir ganimettir. 1453 yılında savaşta ele geçirilmiştir. Hıristiyanlığın ana mezheplerinden olan Ortodoksluk Mezhebinin merkez kilisesi olduğundan tarihi önemine atfen ve anladığım kadarıyla Enfâl Suresi 41. ayeti uyarınca ganimetin beşte biri kapsamında fetihle minare ekletilip camiye dönüştürülmüştür. Mimari heybetini Bizans İmparatoru I. Justinianus döneminde almış, Mimar Sinan'ın bilimsel dehası ile bugünlere gelmiştir. Buna karşılık İstanbul'un ilk selatin camii Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılan Fatih Camiidir.
Selatin Cami, padişahın yaptırdığı cami demektir. Bir döneme kadar -Sultan Ahmet Camii yapımına kadar- selatin cami yaptırmak için padişahın önemli bir zafer kazanması ve önemli bir savaş ganimeti elde etmesi gerekmekteydi. Fatih Camii bu nedenle bu ünvanı hakkıyla taşıyan bir camidir. Ayasofya bir selatin camii değildir.
Osmanlı hukuk sistemi, İslami kurallara dayalı Şer-i Hukuk ve İslami kurallara aykırı olmayacak şekilde Padişah'ın iradesine dayalı olan Örf-i Hukuk olarak ikiye ayrılmaktaydı. Ganimet kavramı ve kuralları bu hukuk sistemi içerisinde yer almaktadır.
1. Dünya Savaşı 1914 yılında başlamış, Osmanlı İmparatorluğu da aynı yıl katılıdığı savaştan 1918 yılında Mondros Ateşkesi belgesini imzalayarak ileride bir barış antlaşması yapmak üzere yenik olarak ayrılmıştır.
Şartları son derece ağır olan Mondros Ateşkesi boğazların, donanmanın, askeri ve ticari demiryolu ve denizyolu taşımacılığının düşman gözetimine verileceği, Osmanlı hükümetinin merkezi devletlerle ilişkilerini keseceği ve düşman devletlerin Osmanlı Toprağını gerek gördüğünde işgal edebileceği gibi maddelerle Osmanlı İmparatorluğu'nu fiilen sona erdirmiştir.
Ateşkesin ardından sözde barış antlaşması olarak hazırlanan Sevr Antlaşması, Mondros Ateşkesi ile fiilen sona ermiş olan Osmanlı Devleti'nin topraklarını, karasuları üzerindeki hakimiyetini, ordusunu ve bunlar gibi egemenlik haklarını düşmanları lehine terk etmesini gerektirecektir. 15 Mayıs 1919'da o dönem krallık olan Yunanistan Sevr'in imzalanmasını hızlandırmak için Mondros Ateşkesi'ne dayanarak İzmir'i işgal etmiş, iç kesimlere doğru ilerlemeye başlamıştır.
İngiliz'in, Fransız'ın, İtalyan'ın, Yunan'ın ülkeyi paylaşmasını ve Osmanlı Hükümeti'nin bu durum karşısında aciz kalmasını kabul edemeyen Anadolu halkı, işgal devletlerinin dayatmalarını kabul etmeyen Mustafa Kemal Paşa önderliğinde bir kurtuluş mücadelesi başlatır.
Türk Kurtuluş Savaşı 19 Mayıs 1919'da başlar.
Doğu'da, Batı'da, Güney'de, Güneybatı'da yani Anadolu'da işgal güçleriyle savaşılır ve zafer kazanılır. Bu zafer, kurtuluş mücadelesi esnasında Osmanlı Hükümeti'nin imzaladığı Sevr Antlaşması'nı ve öncesindeki Mondros Ateşkesi'ni geçersiz kılacak olan Mudanya Ateşkesi'nin 11 Ekim 1922 tarihinde imzalanmasıyla kazanılır.
Mudanya Ateşkesi, mücadele sürecinde Ankara'da kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti ile imzalandığından Mondros ile işgal güçlerinin fiili olarak sona erdirdiği Osmanlı Hükümeti ve Devleti artık hukuken de sona ermiş, yönetim erki TBMM'ye geçmiştir.
Anadolu'yu işgalden arındıran ateşkesin ardından 24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lozan Barış Antlaşması ile İstanbul'daki düşman kuvvetlerine de yol görünmüş ve bunlar da İstanbul'u terketmişlerdir.
Böylece yazının başındaki konumuz olan Ayasofya bir kez daha düşmanın elinden alınmıştır. Bu seferki kurtarıcıları: Mustafa Kemal Atatürk, silah arkadaşları ve Kuvâ-yi Milliye ile temelleri atılan Türk Ordusu'nun şanlı askerleri; gazileri ve şehitleridir.
Osmanlı Hukuk Sistemi yerini Türk Hukuk Sistemi'ne bırakmış, eski hukuk sistemine göre savaş ganimeti sayılan Ayasofya, dünyanın kültür mirası olarak müzeye çevrilmiştir.
Bu yüzdendir ki Yunanlılar Ayasofya sözkonusu olduğunda bayrağımıza saldırır, Türk Kurtuluş Savaşı'na ve yiğit savaşçılarımıza lanet okur çünkü avuçlarına kadar aldıkları Osmanlı topraklarını beklemedikleri bir savaşta kaybetmişlerdir. Onlar için bu ''Küçük Asya Felaketi''dir; ideallerini bitirmiştir. Hakaretleri elbette kabul edilemez; fakat üzüntülerinin nedeni anlaşılabilir.
Allah bizleri, ülkemizi ve kurtarıcılarımızı üzüntüsü anlaşılamayanların hakaretinden ve lanetinden korusun.