İçinden hiç yazmak gelmeyenlere
Yakın zamanda ulusal basından en az üç yazarın bıkkınlık ifade eden yazılarına tanık oldum. Her üç yazar da açık bir ifadeyle ?içimden hiçbir şey yazmak gelmiyor´ türünden bir usanç cümlesiyle yazılarına giriş yapıyorlardı. Bir yazarın yazmak istememesi toplumsal tükenmişliğin tercümesinden başka ne olabilir ki? Bunu söyleyen hani manifaturacı olsa anlayacağım; işler kıvamında değildir, çarkı çevirmek zorlaşmıştır falan. Öğretmen olsa yine anlarım, ödenmeyen krediler, artan kurlar, zor zapt edilen kuşaklar bir öğretmeni şekilden şekle pekâlâ sokabilir. Bu keyifsizlik ve de isteksizlik toplumun röntgenini çeken gazete yazarlarından gelince insan şöyle bir duruyor. Gazete yazarları toplumsal gidişattan ikrah edip geri çekiliyor ya da böyle bir kararlılık gösterisine girişiyorsa, ortada kendilerini de sorumlu kılacak sebepler var demektir. Bir kere okuyucu o yazara seni yazmama seviyesine kadar getiren şeyler bu memlekette vuku bulurken sen neredeydin diye sormaz mı? Yazarın gayesi bir şeyleri sihirli bir değnekle değiştirmek değil elbette. Yanlış giden yerlerin altını çizmek, okuyucunun çarpan kalbi, atan nabzı olabilmektir. Araya giren biçimsiz hadiselerden gerçek gündemi yazmaya bir türlü fırsat bulamayan gazete yazarı kendini olup bitenin ikincil dereceden sorumlusu addedebilir. Yazılan bunca yazıya rağmen bir saman çöpünü bile yerinden oynatamamak yazar için bir tür yenilgi olsa gerektir. Manzaraya baktığınızda hayat direksiyon hâkimiyeti olmayan bir şoförmüş de köşe yazarı onun yanında sürekli direksiyona müdahale eden yolcuymuş sanırsınız. Canınızı sıkan şey cümle kurmanızı engelliyorsa, önce o canınızı sıkan şeyi elinizle düzeltiniz. Eleştirilecek şeyleri biriktirmeyiniz. Bir gün gelir bütün biriktirdiğiniz eleştiriler geçit vermez dağ olurlar. Keyfinizi kaçırıp yazma şevkinizi dumura uğratan şey zamanında söndürmeye yaklaşmadığınız yangın, söylenmesi gerektiği halde bir türlü söylemediğiniz bir çift söz ya da çıkarmadığınız tek kelimelik ?gık´ sebebiyle olmasın?
ÖLÜMÜN HABERLERE SIĞMAYAN DİLİ
Kocaeli´nin Körfez ilçesinde daha önce kaza geçirip işsiz kalmış bir vatandaş çocuğuna okulda giymesi gerekli pantolonu alamadığı için intihar etti. Okulun daha ilk günü öğrenci resmi kıyafete uygun pantolon giymediğinden idare tarafından eve gönderildiği söyleniyor. Neresinden bakarsanız bakın hepimizin başını öne eğdiren, yürekleri parçalayan bir haber. Yapılan resmî açıklamalar ve müteakip haberler vatandaşın intiharının aslında maddi durumunun kötü olması ya da çocuğuna söylendiği gibi pantolon alamaması ile bir ilgisinin olmadığı, okuldan kıyafet sebebiyle eve gönderilmediği, intihar sebebinin psikolojik bunalım olduğunu tashih etti. Vatandaşın vicdanında olayın tesiri hâlâ sürüyor. Mesele direk vicdana hitap ediyor çünkü. Kendinizi bir insan olarak yardımcı olamadığınız için suçlu görüyorsunuz. O halde, haberi tashih edilmiş şekliyle yeniden verelim: ?Kocaeli´nin Körfez ilçesinde daha önce kaza geçirip işsiz kalan vatandaş bunalıma girerek kendini banyoda tavana asmak suretiyle intihar etti.´ Haydi kaza geçirmiş olmasını ve de işsiz kalmasını da işin içine katmayalım ve yeniden kuralım haber cümlesini: ?Kocaeli´nin Körfez ilçesinde bunalıma giren vatandaş kendini banyoda tavana asmak suretiyle intihar etti.´ Bir insanın kendi elleriyle ölüme gitmesi sebebi ve de hikâyesi ne olursa olsun başlı başına geride kalanları düşündürmesi gereken bir hadisedir. Olay gayet açık ve trajiktir; yeri, sebebi, şekli bir tarafa ?daha hayatının baharında bir vatandaş intihar etti´. Hadisenin anlaşılır insani tarafına lütfen vicdanınızı tutun. Bir insanın hangi sebeple olursa olsun intihar etmesi geride kalan herkesi muhasebeye sevk edip sorumlu kılar. Bir trajik durumun psikolojik sorunlara dayanması hadiseyi kişiselleştirmez. Önemli olan hadisenin sizi ilgilendiren taraflarını vicdanınızda bertaraf ile tashih edebiliyor musunuz? İşte burası önemli. Ne diyelim, merhumun geride kalan eşine ve çocuklarına başsağlığı ve sabırlar diliyorum.