reklam
Sivas
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
11

Vız gelmez

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Olayları kişiler üzerinden tartışmanın, çözümü ‘daha iyisi olmaz, ancak yenisi olur’ sınırlarından öteye taşımayacağını düşündüğümden, değerlendirme yaparken kişileri en azından olguların deneysel doğrulamasına aracılık eden simge karakterler olarak görmeye çalışırım.

Zira insanlık baki olsa bile insanoğlunun bir ömrü vardır. Birtakım deneme yanılma çalışmaları neticesinde görüldüğü üzere de fikirler ve yaklaşımlar sirayet ettiği yapı üzerinde, kendini baki kılmak adına insanoğlunun zafiyetinden de nasibini alarak gözde figürler sıfatında ara ara ortaya çıkmaktadır.

Burada şaşırtıcı gelen beklenmedik anlarda beklenmedik cenahın tavırlarında tezahür etmesi olsa da bilime asıl hizmet eden ve doğru olanın doğruluğunu bize ispatlayanlar da bu gerçeklerdir.

Örnek verecek olursak, Nagehan Alçı ve Ekrem İmamoğlu her insan gibi fanidir; ancak mesleki münasebetleri neticesinde aldığı tepkilere karşılık, İmamoğlu’nun takındığı tavır bize göstermiştir ki Türk siyasetine yapısal olarak, taraf gözetmeksizin nüfuz etmiş bir yaklaşım vardır.

Bilim, doğrulara hatalarla ulaşıyor. Denersiniz, yanılırsınız; ama bu süreçte bir gerçeği ortaya koyarsınız; doğrusunu bulana kadar ne olduğunu aradığınız şeyin neler olmadığını öğrenirsiniz. Ancak hatayı da doğru tanımlamakta fayda var; olgunun rolünü olaya, olayın rolünü kişiye yüklemek de sizi doğru sonuca ulaşmaktan alıkoyacaktır. Diğer taraftan kişilerin zafiyetleri örnek gösterilerek temsil ettiği iddia edilen kesimin elbette istisnalarını göz önünde bulundurarak masum düşüncelerinden şüphe etmek de anlamsızdır.

Siyasi figürler olarak kişiler belirli kesimlerin temsilcisi ve fikirlerinin somutlaşmış tezahürleri addedilmekle birlikte hiçbir zaman toplumun tamamının gücüne sahip olamayacak aktörlerdir. Bundandır ki laik ve demokratik Türkiye Cumhuriyeti’nde gücü baki olan halktır. Bu güç, ülkesinin değerlerini muhafaza kudretine sahip yegâne güçtür. Bu gücü tamamen siyasi aktörlere yüklemeye çalışmak en hafifinden onların fani olduklarını unutmak anlamına gelirken toplumsal sorumluluktan kaçınmak olarak da nitelendirilebilir.

Bunun farkına varmak büyüklüğü Mustafa Kemal Atatürk’ün şu sözünde çarpıcı olarak fark edilmektedir.

"Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, ancak Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır."

Milletin gücünün, milletin tasarrufunda olması gerektiğinin farkına varabilecek ileri görüşlülüğüne sahip olan Atatürk’ün siyasetinde vücut bulmuş güzel ülkemizin gelecek beklentisi, güçler ayrılığı ilkesi temelinde ekonomiden tarıma, adalet, sağlık, eğitim gibi tüm demokratik kurumlarının öncelikle milletin yararına ve milletin çıkarı gözetilerek işinin uzmanı ellerde, fani olanın, denetimden muaf tasarrufuna ihtiyaç bırakmayacak denli işlevsel kılınmasıyla daha umut verici bir hal alacaktır

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...