SOSYAL MEDYA
Önceki yazılarımda, ülkem insanlarının hoşgörüsünden, birarada yaşayabilme becerisinden bahsederken elbette, istisnalar kaideyi teyit eder, sözünün haklılığını göz önünde bulundurduk ve kötü insanların da varlığını unutmadık.
Kötülerin adetidir, genelde kadınlar ve çocuklar olmak üzere gücünün yettiğine saldırır. Evinde, işinde, yol ortasında. cadde, sokak aralarında vb. mecralarda fiziksel saldırı ve şiddete maruz kalanları maalesef izliyoruz basından. Bizler izliyoruz; ama güvenlik güçlerimiz sorumluların yakalanıp gerekli cezayı alması için büyük bir özveriyle uğraş gösteriyor. Çünkü hepimiz biliyoruz ki bir gün bizlerin de yolu o caddelerden, sokaklardan geçebilir, o toplu taşım araçlarına binebiliriz bizler de. Hayatta işlerimize gitmek, alışveriş yapmak, sorumluluklarımız olan faaliyetleri yerine getirmek en basit örneği seçimden seçime oyumuzu kullanmak için bile olsa yürüyeceğimiz o yolların güvenli olmasını sağlayan herkese minnettarız.
İcatlar çoğaldıkça mecralar çoğalıyor dolayısıyla hayatta katetmemiz gereken yollar çeşitleniyor. Dün fiziki olarak işyerimizde bulunmadan yapamayacağımız işleri bugün bilgisayar başında hatta akıllı telefonlarımız ile evimizde oturduğumuz yerden çözebiliyoruz. Artık dijital dünyaya nasıl entegre olmamız gerektiği üzerinde daha fazla kafa yormaya başladık ki geç bile kalmışız. Pandemi süreci bize dijital platforma yatırım yapmış, sosyal medya planlamasına ağırlık vermiş ve satış pazarlama ile tanıtım faaliyetlerini bu mecralardan yürüten firmaların milyar dolarlar seviyesinde gelir elde ettiğini gösterdi. Yani dünün fiziki iş alanlarının bugün dijital platformdaki en geniş ve en yoğun trafiğe sahip olanının sosyal medya olduğunu gördük.
O kadar ki, büyük ofislerin, milyar dolarlık yatırımların yanı sıra küçük çaplı işletmelerin, seyyar satıcıların, zanaatkarların dahi yer edinebileceği fırsatlar ülkesi bir mecradır. Facebook ve İnstagram'a bakın; dünya çapında işletmelerin sayfalarının bir tık yanında ne kadar çok evinde yaptığı el işi örgüleri ya da pastaları, süs eşyalarını, takıları vb satarak hanesine ekonomik olarak destek olmaya çalışan insanların sayfaları var, göreceksiniz.
Bu kadar büyük mecrada kötülük eksik kalır mı? Elbette hayır! Bu mecrayı ticari ve siyasi rakiplerini altetmek için gayri ahlaki paylaşımlarına alet etmek isteyenler, kendinden olmayanı aşağılamak için klavyeden bel altı ateş etmek isteyenler ile kendinden zayıfı ezmek için bir fırsat olarak görenler elbette olacaktır. Neyse ki güvenlik güçlerimiz bunun da önlemini almış ve Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı'nı kurmuştur.
Sosyal medya, internetin nimetlerinden yararlanması gereken herkesin - ki bu artık yediden yetmişe herkestir - yolunun muhakkak düşeceği bir mecradır. Bu nedenle bu yolların da güvenli olmasını sağlayan özverili tüm çalışanlara minnettarız. Dün suç işlenen sokakları dolaşıma kapatmak ya da tercih ettiği kıyafetinden ötürü genç kızların tekmelendiği otobüsleri trafikten menetmenin nasıl ki suçu önlemekten
çok imkanlarımızı azaltmaya neden olacağını biliyorsak bugün sosyal medyayı erişime kapatmak da suçluyu durdurmaktan ziyade suçlular karşısında imkanları azalmış insanların güçsüz duruma düşmesine neden olabilir. Teknolojinin nimetlerinden geri kalmamız da cabası olur.
Sigmund Freud'un bir sözü var: ''Uygarlığın kurucusu, ilk defa taş atmak yerine laf atmakla tepkisini göstermiş olan insandır'' Her ne kadar bizi kuruluşa kadar geriletse de sosyal medya laf atıcılarını mecralarını kapatıp daha da geriye götürmeyelim. Taş atmalarındansa henüz laftayken tanıyalım onları ve önlemimizi alalım. Sosyal medyanın ülkemize küresel çapta ekonomik değerler sağlama potansiyelinden de faydalanalım.