Siyah ve beyaz propaganda
Renk evreni söz konusu olduğunda ‘Siyah’, ‘Gri’ ve ‘Beyaz’ renkler, ‘’NÖTR’’ renk olarak nitelendirilir.
Nötr renkler aslında gözü yormayan, başka renklerle bir arada rahatça kullanılabilen hatta başka renklerin daha iyi fark edilmesi için arka planda, fon olarak tercih edilen renklerdir. Bunlardan siyah örneğin, ışığı yutarken, beyaz yansıtır. Bir rengi koyulaştırmak için ona siyah karıştırırken, açmak için beyaz karıştırılır.
Bu renkler özellikle ‘PROPAGANDA’ söz konusu olduğunda aynı işlevleri metaforik olarak da görürler.
Propaganda, İtalyancadır ve nihayetinde amacı, bir düşünceyi, inancı başkalarına benimsetmektir. Yüzyıllardır vardır, yüzyıllardır uygulanır ve psikolojik bir savaş olarak nitelendirilebilir.
Psikolojik bir savaştır; ama aslında tek taraflı bir bilgi saldırısıdır. Kamuoyuna, kabul etmesi istenen bilgi iletilir ve sorgusuz sualsiz, araştırmadan soruşturmadan kabul edilmesi beklenir.
Kamuoyu ise kendisine verilen bu bilgileri kabul edebilmek için bir dayanak arar, burada da kamuoyunun karşısına ‘’İKNA’’ yöntemleri çıkarılır. Yani insanlar araştırmaya ihtiyaç duymasın, sorgusuz, sualsiz kabul etsin diye onlara propaganda dahilinde hazır kanıtlar sunulur.
İşte renkler de burada devreye girer; ikna söz konusu olduğunda.
Siyah Propaganda: Yalandır, karanlıktır. İçine katılan bilgiyi koyulaştırır, kolay seçilemez hale getirir, anlamamıza fırsat vermeksizin kabul etmemiz beklenir. Anlamakta zorlandığımızda işin kolayına kaçacağımız varsayılır ki çoğunlukla da kaçarız. Ama kaçmak şanımızdan olmadığından bu kaçışı başkalarınca hoş görülebilir hatta yadırganma fırsatından istisna kılınabilir bahaneler üretmeye başlarız.
Örneğin, bahane bu ya, çocukluğumuza döneriz; bizim mahallede böyle komşularımız vardı, ne iyi insanlardı, sanki bunlar da onlara benziyorlar, demek ki bunlar da o iyi insanlardan, ben bunlara güveneyim, araştırmakla uğraşmayayım, zaten bir sürü işim var deriz; fakat heyhat siyah, bir diğer adıyla kara propagandaya maruz kalırız; kandırılırız. Çünkü bizi kandırmak isteyenler, güvenimizi kazanmak için her zaman bize en yakın görünmeye çalışacaklardır. Çünkü kara propagandanın özü yalanlarla doludur. Bu yüzden sadece bize gösterileni görmemizi ve bize söyleneni duymamızı, başka öğretilere gözlerimizi ve kulaklarımızı kapatmamızı isterler. Biz de önceki gün ne yediğimizi zor hatırlarken, karşımızdaki insanlara güvenmemizi sağlayacak birçok veriyi, biraz telkin, biraz güven biraz da kolaycılığımızdan birden zihnimizde canlandırıveririz.
Beyaz Propaganda: Doğrudur, şeffaftır, gerçektir. Tek dezavantajı, anlamak için uğraşmak gerekir ki bu birçoğumuz için hayat gailesinde ek mesai anlamına gelir. E biz de ne yaparız? Zaten işten güçten yorulan bedenimize bir de zihin problemleri eklemekten imtina eden kolaycılığımıza bahaneler üretmeye başlarız.
Örneğin, bu sefer çocukluğumuza tekrar dönmeyiz çünkü kara propagandaya maruz kalırken dönmüş oluruz. O zaman… Neyse, boş ver! Bunlar bizden değil der; geçeriz.
Elbette bunlar, propagandayı daha iyi anlatabilmek için verilen örnekler, yoksa bizler ülkemizin işgalinde topyekûn ayağa kalkmış, kolaycılık şöyle dursun, dünyada eşi görülmemiş bir zoru başarmış bir milletin torunlarıyız. Mustafa Kemal Atatürk örneğinde olduğu gibi, liderini bulduğunda her türlü kara propagandayı kaynağına iade etmiş, hatta bu uğurda ne bir etnik köken ne bir inanç ayrımına prim vermeksizin canını feda etmiş kahramanların kurtardığı topraklardan beslenmişiz.
Bizim yüreğimizle aklımız bir çalışır, birinin sindiremediğini öteki içselleştiremez, bu yüzden zaman alır doğruyu bulmamız, bu yüzden bekleriz biraz, her ikisi de aynı yolu gösterene kadar.
Ülkemizin, Cumhuriyetimizin, Demokrasimizin garantisi kadınlarımızın gözlerine bakarız ilkin. Tarih boyunca ne bir adım gerimizde ne de önümüzde, tam da yanımızda duran, analarımızın, bacılarımızın, kız çocuklarımızın. Onlar, kazanımlarıyla Cumhuriyetimizin, Demokrasimizin kıymetini en iyi bilenlerdir. Birinin sütü, birinin emeği, birinin geleceğidir yüreğimizle aklımız arasındaki köprülerimiz.
Atatürk Cumhuriyetinin kadınlarıdır, kızlarıdır. Medeniyetin kuruluşunun bedelini babalarıyla, kocalarıyla, evlatlarıyla ve canlarıyla ödemiş, inanç hürriyetini bu ülkenin anayasasına silinemez harflerle kazımıştır onlar; yanıltmazlar.
Evlatlarımızın gözündedir gelecek. Aklımızdadır, yüreğimizdedir; kulların makam mevki hesabıyla çözülmez sorunlarımız. İtibarımız evimizdeki soframızdadır, yıllardır haram karıştırmamak için tasarruf ettiğimiz helal lokmamızdadır. Ne kadar aç kalsak da kara propagandaya tokluğumuzdadır itibarımız.