İçimdeki gurbetten yine içimdeki bir hasrete yolculuk(18)
Ne olursa olsun yinede biliyorum ki; ?bilmenin ve anlamanın? ruhumda oluşturduğu fırtınaların, beynimde meydana getirdiği tesire dayanmaya çalışacağım. Daha söylenecek ve yazılacak çok şeylerin olduğunu da bilmeme rağmen?asrın ve zamanın hükmüne göre devam edecek zamanların ve olayların önüne geçilemeyeceğini anlamanın ve bilmenin tesellisi ile?? tekrar bu günden çocukluk günlerime döneceğim.
Yüksel´le, top oynadığımız şu köşede? Bir birimize şut atarken, göldü, gol değildi tartışmaları yaparken-ağzımızdan çıkan kötü sözlerden dolayı?- oradan geçmekte olan güzel giyimli tanımadığımız, beyefendi biri olduğunu o anda hissettiğim bir insanın, bizi ayıplar tarzda dönüp dönüp bize bakmasını?
?Benim o bakışlardan etkilenerek farkına vardığım, hissettiğim yanlışımızı! O yanlışımızın;? benim aklımda ve ruhumda yaptığı tesiri? tekrar hatırlayacağım.?O bakışların kişiliğimin temellerinin oluşmasına yapmış olduğu müspet yöndeki katkılarını; bu gün hala aynı sıcaklığı ile hissedeceğim.
Ah o sokak, o sokak?
Yolum ikinci çıkmaz sokağın başına gelince? Oradan nasıl geçeceğim ise hiç bilemiyorum. Ancak, o sokağın başında duracağımı? İnce ve hassas ruhumdan fırtınaların kopacağını, titreyen yüreğime söz geçiremeyeceğimi, belki de; orada yığılıp kalacağımı görür gibi oluyorum...
Ey sokak! Ey, her karesinde ayağımın izleri bulunan zemin! Her taşı, her köşesi, toprağının her bir parçasının tanıdık olan yüzleri? Bu gün sizi seyreden,?ancak yabancı kabul edilen? bir çift göz, yanık bir yürek var geçmişini arayan.
Kimse sormasın ona kimsin diye! Çünkü en dayanılmaz yerde, gönlünden kopup gelen fırtınaların? Zihninden akıp giden duyguların; doruklarında olan biri var! Titreyen yüreği ile?
Senin için ne yazsam, senin için ne söylesem, ne yazacaklarım, nede söyleyeceklerim biter. Bende sana ait, sende bana ait neler neler var yaşanan ve yaşanmış olan.
Senin bağrında doğmuş, senin bağrında gençliğini, bütün coşkuları ile yaşamış bir yürek taşıyorum. Bunu en iyi sizler biliyorsunuz. Sizler biliyorsunuz içimdeki özlemleri hasretleri. Dünden bugüne taşınan ve hiç tükenmeyen sevginizi?
Biliyorsunuz diyorum da, gerçekten biliyor musunuz? Biliyor musunuz; benim size olan bitmeyen hasretimi?? Yüreğimden kopup gelen sessiz çığlıklarımı duyuyor musunuz?
Soruyorum, amma kimden sorduğumu kendimde bilmiyorum! Bu sorularım bu sokakta bir zamanlar yaşamış olup sonra bu dünyadan göçmüş olanlara mı? Yoksa buradan bu sokaktan, bu memleketten göçmüş olanlara mı? Yoksa hala bu sokakta ömrünü tüketen tanıdık tanımadık yüzlere mi? Bu sokak´ın dününü devralıp, bugününe emanet edileni; ?omuzların da ve gönüllerinde taşıyan,? bu gün ki sakinlerine mi?
Yoksa yoksa bu sorularım; bu sokağın bir zamanlar adım attığım toprağının her bir metre karesine mi? Yine yoksa Taşına toprağına; eski evlere? Onların; yıkık ve dökük olan sıvalarına, duvarlarına mı? Yoksa az çok değişmiş evlerinin bana aşina olmayan bakışlarına mı?...
Ancak bu düşünce ve halleri içimde yaşarken de? Hiç kimseye bir şey sormayacağımı, soramayacağımı da, çok iyi biliyorum.
Sorular zihnimde, hasretim gönlümde, aklım hep başka zamanlar da yaşayacak ta? Ne içimde yaşananları, ne hasretleri ve ne de o yerle olan,? ünsiyet bağımı? elbette kimse fark etmeyecek.
Ancak ben her saferinde o sokağa girerken veya o sokağın önünden; bazen bakarak, bazen istesem de bakamayarak? Geçerken? Düne ait, haller, düne ait hatıralar, düne ait yüzler ve suretler, gözlerimin önünde belirmeye hep devam hep edecek.
Hal böyle olunca da, anlaşılıyor ki, içimde; önlenemeyen his ve duygular, beynimde fırtınalar, gönlümde hasret rüzgârları şiddetle eserek, benim peşimi hiç bırakmayacak ve gönül rüzgârları yaşadığım sürece hep e esmeye devam edecek!
Haftaya devam edelim inşallah.