reklam
Sivas
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
11

BUĞU -DOSTLAR BENİ HATIRLASIN-

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Türkümü ilk kez söylüyormuşçasına sazımı heyecan ile kavrıyorum. Tellerine dokunduğum an dünyadan uzaklaşıp aşka uçuyorum. Öksürerek boğazımı temizliyorum. Bir Aşık Veysel oluyorum, bir Aşık Mahsunî Şerif. Bir ara kapalı gözlerim Neşet Ertaş’ın kırgın köyüne uğruyor.

Çarıklarımı ayağıma geçirip köyde ufak bir gezintiye çıkıyorum. Yanımdan geçen kara-kuru bir köy çocuğuna ‘’Burası hangi köy?’’ diyorum. Çocuk biraz şaşkın, biraz heyecanlı şu cevabı veriyor, ‘’Sivrialan.’’ İşte o vakit anlıyorum ki Sivas’tayım. Burası Şarkışla ilçesi ve ben Aşık Veysel Şatıroğlu’nun doğduğu köydeyim. Muhayyilem beni tersyüz ediyor. Neşet Ertaş’ın bozkırına ineyim kendimi âmâ Veysel’in toprağında buluveriyorum.

Geceden yağmış yağmurun kokusu tüm köyü güzelliğe bürümüş. Huzuru doruklarımda yaşasam da, bakışlarımı çarıklarıma çevirdiğimde işler değişiyor. Yerler vıcık vıcık çamur. Toprak adeta çarıklarımı emecek. Bu duruma aldırış etmeden yürümeye başlıyorum. Eski bir evin bahçesinde iki kadın görüyorum. Yere serdikleri bir çula oturmuş iki çift laf ediyorlar. Konuşmakla konuşmamak arasında kaldığım vakit, onlar birbirlerinin kulağına eğilerek fısıldaşmaya başlıyorlar. ‘’Neyse’’ diyorum. ‘’Yürü aşık, yürü de ufkun açılsın.’’

Birkaç ahırdan inek, buzağı, koyun, keçi sesleri yükseliyor. İnce bir tezek kokusu burnuma ilişiveriyor. Yerlerde türlü taşlar, saçılmış samanlar… Derken bir eve yanaşıyorum, avlusunda dumanı tüten. Genç kızlar, çocuklar ve kadınlardan oluşan bir kalabalık var. Kimileri hamuru şekillendiriyor, kimileri yenisini yoğurup duruyor, kimileri tandırın başında görevli. Mis gibi bir koku sarmış evin etrafını, ekmek yapıyorlar. Fark ediliyorum. Beni çağırıyorlar. ‘’Kimsin sen?’’ diyorlar. ‘’Aşık değilim lakin aşık gibi hisseden bir ihtiyarım ben.’’ diyorum. Pek de sorgulamıyorlar. Bir parça ekmek uzatıyorlar. Ekmeğin sıcak buğusunda Aşık Veysel’in yüzünü görüyorum sanki. Samimiyetle hoşnut oluyor yüreğim.

Avlunun girişinde hoyrat bir delikanlı beliriyor. Genç kızlar kendilerine çeki düzen veriyor. Çocukların yüzü gülüyor. Kadınlarda bir şamata. ‘’Hele Ahmet, gel gel!’’ diyorlar. Delikanlı çömeliyor bir kenara. ‘’Haydi patlat bir türkü’’… O an beni görüyor. Göz göze geliyoruz. ‘’Ne söyleyeyim?’’ diyor. Dudaklarımdan istemsizce ‘’Dostlar Beni Hatırlasın’’ çıkıveriyor. Delikanlının biçimli dudaklarında acı bir gülümseme oluşuyor.

Ekmeğimden bir parça koparıp ağzıma atıyorum. Ahmet, yanık sesiyle türküye giriyor…

‘’Ben giderim adım kalır

Dostlar beni hatırlasın

Düğün olur bayram gelir

Dostlar beni hatırlasın’’

Tandırın başındaki kadınlardan biri bana taze ekmekten gönderiyor. Ekmeği bölüyorum. Yeni bir buğu sarıyor etrafı. İşte Aşık Veysel o buğuda bizi selamlıyor.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...