İçimdeki gurbetten yine içimdeki bir hasrete yolculuk (21)
Sinemanın arkası?
Gün geldi bizler için zaman değişmeye başladıkça oyun çeşitlerimizde azalmaya başladı. Çelik çomakla oynamalardan vaz geçtikçe, cızılıturalar anlamını kaybettikçe, gazoz ve artis oyunları cazibesini kaybettikçe, mahallede benim akranım veya benden birkaç yaş daha büyük olan çocukların çoğunun istemeyerek oynadıkları top oyunundan uzaklaştıkça?
Ben yalnızlaşmaya başlarken? O güne kadar ortamlarında bulunmadığım, evimizin arka tarafında bulunan ve futbol oynayan çocukların olduğu? Aşık Derdimend? çayırında bulunacağım dönemler başlamıştı.(5.bölümde kısmen anlatılan yer)
Bu dönemlerde aynı zamanda, o gün Kangalın tek Sineması olan, Hüyük üzerindeki Sinemanın arkasın da olan alanın adeta bir ?çocuk oyun merkezi? gibi olduğu yıllardı. Orası kim bilir bizden önce kaç kuşak, kim bilir bizden sonra kaç kuşağa, Milin, Artisin, sonraları ortaya çıkan Para oynama işlerinin merkezi olmuştur.
O zamanlar oraya gitmek,? Kangalın çocuk ve gençlik merkezine gitmek? gibi bir şeydi. Bu oyunları oynasın oynamasın hemen hemen her yaştan çocuklar, gençler hatta hala büyüdüğünü fark etmeyen dünün geçleri hep oralarda olulardı.
Ben çocukluğunda mil oynayan biride olsam orada çokta mil oynadığımı hatırlamıyorum. Orada oynanan Milin, Artisin, orda oynandığını gördüğüm para oyununun, artık bir oyun olmadığını? Oyun diye nitelendirilen bu işlerin ne anlamlara geldiğini artık fark ediyordum.
Her yerde olduğu gibi o sahanın ve orada oynanan oyunlarında, yıldızları vardı elbette. Bir kaç kuşağın bir arada olduğu o oyun merkezinin yıldızları da bizim kuşağa ait çocuklardan çıkmıştı her nedense!...
O oyun merkezinde bulunan seyirciler ve o, oyunları oynamakta olan çocuklar, oynanan oyunlara ne kadar yoğunlaşmış olursa olsunlar? Her an hepside bir yönü ile elleri tetiklerinde olurlardı.
Çünkü her an Hasan amca o yolun iki tarafından birinde görünür, onu gören çocuklar adeta can havliyle sağ sola kaçışmaya başlarlardı. Geride kalan miller Hasan amca tarafından toplanır, o gidip gözden kaybolana kadar kimse o alana dönemezdi. Hasan amca o alanın hep belalısı gibiydi.
Kaç yaşında olursa olsun hiç kimsenin ona karşı çıktığını veya ne oluyor dediğini hiç hatırlamıyorum. Bu durum Hasan amcanın o gün ki bilinen halinin yanında, yine o zamanların çocukları ve büyükleri arasında var olan ?büyük/küçük? esasına dayanan bir nevi konulmuş ve kabul edilmiş kurallar dolayısı ileydi herhalde!
Bunlara rağmen ?o yıllarda? evinden çıkan bir çocuğun, sonunda gideceği o oyunları oynamasa bile orada oynanan oyunları seyretmek zorunda olması gibi bir mecburiyetleri vardı. Çünkü gidecek bir yerleri yoktu. Gidecek yerleri olan-esnaf olan ailelerin çocukları gibi-çocukların bile gözü hep orada olurdu.
Bende zaman zaman orada bulunan bir çocuk olmakla birlikte, orda bulunan çocukların ve gençlerin, gidecek yerleri olmamasından kaynaklanan,? alternatifsizliklerini? zaman zamanda olsa düşünüyor? Doğrusu benimde içerisinde bulunduğum ve bulunmadığım nice kuşakların haline acımaktan ve üzülmekten başka bir şeyde elimden gelmiyordu.
Ne olacaktı bu neslin sonu? Daha iyi yönlere yöneltilemezlerimiydi? Bunu kim veya kimler yapacaktı veya yapmalıydı? Diye düşünsem de? Cevaplarını bir türlü bulamıyordum. (Sanki o anlamda bugün kim neyi yapmışsa!?)
İşte böylesi bir yerde benim bulunduğum zamanlar ekseriyetle,?top oynayacak kimseyi bulamadığım,? daha doğrusu orda,? top oynama ihtimali olan? arkadaşları bir nevi beklediğim anlardı.
Not: Konunun özünden ayrılmaması için Sinema ya dair hatıralar yazılmamıştır. Bu yazıyı okuyan o günün çocukları, mutlaka Sinema ya dair kendi hatıralarını aralarında sohbet babından konuşarak o günleri yâd edecekleridir. O nedenden dolayı; o konuyu onların hatıralarına havale ediyorum. Haftaya devam edelim inşallah?