iş bulma teknikleri
Şehrimizde faaliyet gösteren derneklerden Üniversiteliler Birliği adlı dernek geçtiğimiz günlerde gençlere yönelik iş arama teknikleri adı altında bir konferans düzenledi. Bu yıl ikincisi gerçekleştirilen konferansta iş-danışmanı sevgili dostum Ahmet DAĞÜSTÜ gençlere özgeçmiş hazırlamadan, iş görüşmesi yapmaya kadar bir çok konuda ilaç gibi bilgiler verdi. Küçük bir tiyatro gurubuyla da desteklenen çalışmada bir anlamda uygulamalı eğitim verilmiş oldu. Gençlerin hassas olduğu bu konuya olan duyarlılıklarını da ayrıca taktir etmeden geçemeyeceğim. Çünkü onlar ikinci sınıfa geldikleri andan itibaren okul bitinceye kadar ne yapacağız diye endişe etmeye ve hatta panik yapmaya kalkarlar. Sonra mezun olurlar ama bu stres onları iyice yormuştur. Asıl endişelenmeleri gereken zamanlarda başka endişeler taşıdıklarından bu defa bitik bir hal alır ve bütün üretkenliklerini yitirirler.
Olaya daha eskilerden üniversiteye hazırlıktan başlamak gerekirse ülkemde bir çok genç meslek seçiminde kendi kabiliyet ve becerisine göre değil de ekmek kaygısına göre seçim yapmak zorundadır. Bu seçim neticesinde binlerce öğrenci almayı bekleyen bölümler öğrenci bulamazken, tıp, hukuk, mühendislik gibi bölümlerde yığılmalar olmaktadır. Bir dönem öğretmenlik revaçta olurken bakıyorsunuz başka bir dönem hiçbir şey revaç bulacak kadar kıymeti haiz olmamaktadır. Beş yıl sonra ülkemizin ihtiyacı ne olacak bilen var mı ? Bu soruya cevap verebilecek kimse tanımıyorum. Çünkü son on yılda mesleki eğitimi tam orta yerinden can damarları kesilerek yok edilmiş bir eğitim sistemi duruyor karşımızda. Yarın ne olacak sorusuna, dün ne oldu sorusunun cevabını bulduğumuzda ancak bir cevap bulabiliriz sanıyorum
Üniversite yıllarımda bir arkadaşım hasbelkader eczacı olmak isterken mühendislik kazanmış ve bizim sınıfa düşmüştü. Bu arkadaşım beş yıl boyunca sınava girdi ve o hayal ettiği eczacılığı kazanma sevdasıyla uğraştı durdu. Sonunda hem mühendislikten hem de eczacılıktan oldu. On yıl sonra karşılaştığımda hala okulunu bitirememiş hayata adım bile atamamış mutsuz bir adam duruyordu karşımda. Midyata pirince gidemedi, evdeki bulgur zaten telef olmuştu.
Bunun gibi örnekleri çoğaltmak mümkün, bu kısım meslek seçimi ve eğitimle alakalı kısım, birde okul bittikten sonra görülmesi gereken kısım var. On binlerce üniversite mezunu, bir o kadar kpss mağduru, birde kpss ile bir işe girmiş ama mutlu olamamış binler. Yukardan aşağıya birbirini tetikleyen mutsuzluklar. Bu işte bir terslik var, ama bu tersliğin sadece teşhisini koyabilecek durumdayım, tedavi benim işim değil. Daha geçen haftaya kadar katsayıya kilitlenmiş ülkemde öğrenciler şeytan taşlamaktan ibadet etmeye vakit bulup ta sınavı bile konuşamadılar. Allahtan bu tartışma şimdilik bitmiş gibi gözüküyor da çocuklar neler oluyor kısmına kafa yorabilecekler.
Ve bununla da bitmiyor, mesleği seçtiniz, okulu bitirdiniz, hadi kpss den de iyi puan aldınız diyelim hatta bir kurumada kapağı attınız. Sonrasında hayal kırıklığı. Sizi anlayabilecek az sayıda bazen hiç kimsenin olmadığı, modern yönetim tekniklerinden hatta dünyanın gidişatından uzak zihniyette yöneticiler, hatta bir çoğu sonradan ilkokul, ortaokul, lise diplomasına kavuşmuş kabaca okuması ve yazması bile olmayan yöneticilerin emrinde bunalıma girme ihtimaliniz çok yüksek. Bu tür durumlarda gençler ne mi yapıyorlar bir yıl sonra tekrar sınava giriyorlar ve başka kurumlara özelliklede yeni yapılanmış kurumlara kapağı atıyorlar. Anadolu böylece genç ve üretken beyinlerden yine mahrum kalıyor. Burada da bir problem var, ve çözümü belki kendi şehrini tercih eden gençlere ek puandı, yada öncelikti gibi düzenlemeler olabilir.
Konu uzun ve konuşacak o kadar çok şey var ki ama gelin görün ki yerimiz dar
Son not : Toplantıyı düzenleyen üniversiteliler birliği genel başkanı Sayın Alper DURANa ve diğer yöneticilere tüm gençler adına teşekkürü bir borç biliyorum.