reklam
Sivas
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
11

İstanbul Nere Sivas Nere

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

İstanbul Nere Sivas Nere

Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar

İstanbul diye toprağa kondurmuşlar

İçimde tüten bir şey; hava, renk, eda, iklim

O benim zaman mekan aşıp geçmiş sevgilim (N.F.K)

Eskileri bilmiyorum ama ben ve benim neslim İstanbul şiirleri ve İstanbul’a övgüyle yazılmış metinleri okuyarak ve ezberleyerek büyüdüler. Yirmili yaşlarımda ilk defa İstanbul’a gittiğimde gördüm ki bu muhteşem şehir, gönüller fethetmeye fazlasıyla layıktır. Minarelerin mühürlediği gökyüzünden, denizin döşeklik ettiği yeryüzüne içinde her kültürü, her rengi ve her zenginliği barındıracak bir derinliğe ve bir o kadarda genişliğe sahiptir. Benim yüreğim onun o engin aşıklar denizinde bir damla olarak kalmaya mahkum olmaktan öteye gitmeyecektir. Ve o kadar ekabir duruşu vardır ki, elini sallasa ellisi hesabıyla elini bile sallamadan milyonları kendine aşık edecek güzelliktedir. Sokaklarında her birisi için ciltler dolusu kitaplar yazılacak büyüklükte insanlar yaşatmış ve her birini kendine hizmetkar etmiş, her hizmetkarının adını bağrına kazıyarak onların hizmetini ödüllendirmiştir. Her köşe başında bir sultan, her köşe başında bir maneviyat önderi, her köşe başında bir mimar adını bu şehre hizmet ederek ölümsüzleştirmiştir. Benim gibi gidip görüp hayran olup geri dönenlerinki aşkın en ölümcül olanı yani tek taraflısıdır. İstanbul’a dair yazılanları okuduğunuzda intizamlı bir şehir, muhteşem bir medeniyet, büyük bir ülke, sınırlarına sığmayan bir devlet ve bir taraftan da gönül çalan ve ardından dönemin bütün delikanlılarını koşturacak güzellikte bir hanımefendi silüeti belirir gözlerinizin önünde. Öyle ki gecesi sümbül kokar, Türkçesi bülbül kokar Bu şehir elbette daha fazlasını hak etmekte ve daha fazlasıyla anılmaya da devam edecek güzelliktedir.

Bu şiirleri ve güzel tasvirleri duyan hem şehrilerimizin bir çoğu sırtına bir kat yatağını atıp soluğu İstanbul’da almışlardır. Şimdilerde bir çoğu büyük iş adamı olarak anılmakta ve İstanbul’dan geriye dönüp bakmayacak kadar irtibatı kesmiş durumdadırlar. Haklıdır haksızdır muhabbetine girmek bir yana yeri gelmişken en iyi bildiğiniz bir Sivas şiirinden birkaç mısra okuyun desem ne okurdunuz?

Ben sizin yerinize okuyum ,

Alacakaranlıkta yoksul kağnılar

Ağlar inim inim senin yerine

Tozlu sokaklarına ve kerpiç evlerine

Bakarak kendinden utanan şehir.

Tozunla, toprağınla, yoksul kağnılarınla

Sekiz ay erimeden yerde kalan karınla

Ve soğuk sularınla, serin rüzgârlarınla

Gözümde tütüyorsun can şehir.

Bir gün bir derviş gibi çıkıp gelirsem eğer

Görürsem bir daha gönül gözüyle seni

Anla bir rüzgâr gibi yüreğimden geçeni

Ve sonra anam gibi sar beni Sultan şehir (Yavuz Bülent BAKİLER )

Tabi şiiri okuyunca şairin neden bu şehri terk ettiğini de anlıyor gibi oluyorsunuz. Tozlu topraklı yollar, kerpiçten evler, kağnıların gıcır gıcır dolaştığı sokaklardan sarayların şehrine. Sonra geriye doğru bakıp şiirler yazmak ve iç geçirmek. Uzaktan uzağa sevmek. Ve sevdim deyip kahrolmak. Şairin şiirini sorgulamak ne haddime, hatta Yavuz Bülent Bakileri asla anlatmak istediğim mevzuya denk düşen cümleleri olduğu için buraya aldım. Ve devam ediyorum

İstanbul’u İstanbul yapanlar onun için bir şeyler yaptılar bizde eli ekmek tutan terk etti gitti. Bize de İstanbul’u içindeki Sivas’lılarla birlikte sevmek düştü. Geride kalanlarda terk edip gidemeyenlerdi. Bu hikaye çok uzun aslında, peki ne yapmak lazım. Bu sorunun herkese göre bir cevabı vardır. Ben bugüne kadar bir şeyler yapanlara teşekkür ederek başlayıp asıl işin ve çözümün şehirde yaşayanlara kaldığını düşünüyorum. Mesela onca yöre derneği ve yöneticisi, üyesi vs. var. Bazılarına bizlerde mensubuz her yıl bir araya gelir yer içer eğlenir çöpümüzü de belediyeye bırakır gideriz. Bu şehri seven ve sevme iddiasında olan insanlar olarak bu şölen ve törenlerimizde her yıl katılımcılardan her birinin birer ağaç dikmesini sağlasak her yıl binlerce ağacımız olurdu. Haydi meyve ağacı dikmedik belki birisi gelirde meyvesinden yer diye, bari çam dikseydik de dibinde yorgun birisi soluklansaydı. Neyse yerimiz dar sonuca bağlayalım bu işi asıl söylemek istediğim şu bari bundan sonraki şölen, tören ve eğlencelerin bütçesinin bir kısmını o yılın anıısına ağaç dikmeye ayıralım. Yıllar sonra ardımızdan dua edile ve şiirlerimiz belki ” Gökleri gözükmez yeşilden” diye yazılır

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...