AÇMAZLARIMIZ
|
AÇMAZLARIMIZ Yeryüzünde hayatın başladığı günden bugüne kadar insanın yaşama şekli, değerlendirme kriterleri ve olaylara bakışı birçok açıdan değişerek, gelişerek ve yeni bir şekle bürünerek ilerleyip gidiyor. Bu değişim süreci bugünden geleceğin bilemiyeceğimiz noktalarına kadar da yine değişerek, gelişerek akıp gidecektir. İnsanın hayatı boyunca öğrendiği bilgisi, gelişen teknoloji ve bu çerçevede ilerleyen bilim bu değişimi kaçınılmaz kılmaktadır. Aksini düşünmek ise yaşayan ve gelişen bünyenin durgunluğunu ve donmuşluğunu sabitlemek anlamına gelir ki bu da mümkün değildir. Yaşanan hayat içerisinde gelişimin ve değişimin sürekliliği bir canlı organizma olan insanın doğasına da uygundur. İnsan çocukluğundan itibaren nasıl büyüyor gelişiyor, genç, olgunluk ve yaşlılık dönemlerini geçiriyorsa ve bu geçiş süreci içerisinde bilgisi, ilişkileri, fizyolojik, biyolojik ve psikolojik yapısı gelişimi gerçekleştiriyorsa, insanın kendi yaşadığı hayatı, çevresi ve kendisi ile birlikte tüm insanların oluşturduğu toplumda aynı şekilde gelişmekte ve ilerlemektedir. Özellikle içerisinde yaşadığımızın çağ, ilmin paralelinde yükselen teknolojik gelişimle birlikte, insanların hayatını inanılmaz ve alabildiğine hızlı bir şekilde etkileyen bir güce ulaşmıştır. Bu gelişim hayatın her aşaması ve herşeyinde etkin bir güç görünümünü elde etmiştir. Günlük kullandığımız ev ve ofis aletlerinin gelişimi hayatı kolaylaştırmış, insanın güç ve zaman kaybını en aza indirmiştir. Bu teknolojik gelişim, insanı kendi dar aile çerçevesi içerisinden alarak global dünya ailesinin bir ferdi durumuna getirmiştir. İnternet, telefon ve televizyon üçgeni bizi evimizin ve sokağımızın köşelerinden alarak dünya coğrafyasının geniş ve kalabalık bulvarlarına, renkli dehlizlerine ve uzayın derinliklerine kadar büyük ve geniş bir atmosferin içerisine yuvarlamıştır. Bir bakıma dünya ile tanışmanın ve yeryüzünde yaşayan her toplum ve insanın yaşama biçimini bilmenin ve insana sunulan teknolojik gelişimin imkânlarından yararlanma gibi bir lüksü evimizin içerisine ve gözümüzün önüne kadar getirmiştir. Bu gelişime teknolojik ve bilimsel açıdan bakıldığında, varolan ve yaşadığımız bir süreç olarak görmekteyiz. Bireyler, düşünen ve üreten insanlar olarak bu gelişimi desteklemelidirler. Ancak, teknolojik ve bilimsel gelişmeyi detekleyen düşünce yapısı ile gelişimi destekleme adına, düşünmeyi ve üretmeyi önceleyen düşünce sistemini bir takım anlaşılmaz ve vazgeçilmez sanılan kıstaslardan hareketle engelemeye ve suçlamaya çalışmak birbirinden çok farklıdır. Aslında, toplumu ve insanı açmaza sürükleyen, toplumları geri bırakacak, ilerletmeyecek olan, hem toplumsal kalkınma ve gelişmeyi engelleyecek, hem teknolojik imkânlardan yeterince faydalanmaya mani olacak ve toplumu diğer toplumların ekonomik sömürü alanları ve pazarları konumuna sürükleyecek olan bu tür yanlış tutumlardır. İnsanın vazgeçilmez diye ortaya koyduğu değerlendirme kıstasları, gelişimin ve ilerlemenin engelleyici barikatları olmamalıdır. Bu tür düşünce ve uygulamalar hem kişilerin hem de toplumların gelişimini engeller. Doğal olarak, insanlar, bir düşünce yapısına inanmak hakkına sahiptir. Ama inandığı düşüncenin, insanın doğası, toplumsal gelişimin akışı ve hayat gerçekleri ile çelişiyor olması o düşüncenin, vazgeçilecek, revize edilecek bir konum almasını zorunlu kılar. İnanılan düşünce yapısının çağların çok ötesinden geliyor olması onun güncelliğini ve geleceğini yok edeceği anlamına değildir. Dikkate değer olan, o düşünce yapısının ortaya koyduğu temel ilkelerin çağın ve gelişimin önünde engel olup olmadığıdır. Hatta o düşünce yapısının engel olmanın da ötesinde bu gelişimi ne kadar teşvik ettiği, desteklediğidir önemli olan Eğer insanlar inandıklarını doğru anlıyor, kendi gelişmemişliklerini, çalışmayışlarına değilde inandıkları düşünce yapısına bağlıyorlarsa, değiştirilecek ve revize edilecek şey inandıkları düşünce sistemi değil, kendi düşünüş ve algılayış biçimleridir. Zaten kendi düşünüş biçimini aklıselimin ve bilimin yol göstericiliğinde bir gelişime paralel geliştiremiyorsa sorun düşünce sisteminde değil düşünüş biçiminde olduğu açıktır |