İslam galip geldi, galip gidecektir
Başkasının yumruğunu yemeyen, kendi yumruğunu balyoz zannedermiş. İsrail işgal devleti, bugüne kadar kayda değer bir kuvvetle karşılaşmadı. Ya sivilleri katletti ya da tam manasıyla henüz devletleşememiş, hatta milletleşememiş aşiretlerle, topluluklarla karşılaştı. Mesela Ürdün diye bir devletin varlığına hâlâ inanmıyorum. Ürdünlü diye bir millet de yok. Arkasına Amerika ve Avrupa`yı alan İsrail`in mesela Ürdün`le veya Suriye`yle karşılaşması, hiç de adil bir durum değil. Dünya karmasının bir mahalle takımıyla karşılaşması gibi... Dolayısıyla, bu karşılaşmanın nasıl biteceği şimdiden belli. Arap-İsrail Savaşları`nın sonuçları da zaten bunu söylüyor.
İsrail, kurulduğu o uğursuz günden bu yana ilk defa bir devletle, bir milletle karşılaştı. Mavi Marmara gemisindeki bir avuç sivil ve silahsız Kalın Türk, isteseydi eğer, İsrail`in en seçkin komandolarından birçoğunun hakkından gelirdi. "Efsane" olarak adlandırılan bu komandoların korkudan altlarına ettikleri yazılıp çiziliyor. Ağlayıp sızlamalarını da gördük, görüyoruz. Demek ki güçleri ancak Filistinli çocuklara yetiyormuş. Bu korkakların bir de Mehmetçikle karşılaştıklarını düşünün. İşte o zaman "İslam galip geldi, galip gidecektir" sözünü söyleyebiliriz.
Türkiye ile İsrail mutlaka bir gün karşı karşıya gelecek. Bu kaçınılmaz. Bugün olmazsa, yarın. Çünkü İsrail işgal devletinin izlediği yayılmacı politikalar ve sınırsız küstahlığı, alçaklığı bize bunu söylüyor.
Diriliş fikriyatının öncüsü Sezai Karakoç, birçok kere Türkiye ile Suriye`nin birleşmesi gerektiğinin altını çizdi. Yine, çok kıymetli Hakan Albayrak, Türkiye-Suriye Birliği isimli önemli bir kitaba imza attı. Son gelişmeler de gösteriyor ki, bu iki devlet arasındaki ayrılık, tamamen suni. Fikrimiz odur ki, Türkiye`nin bir an önce bu birleşmeyi sağlayıp İsrail işgal devletiyle komşu olması lazım. Ancak o zaman İsrail`in aklı başına gelir diye düşünüyorum.
Müslüman Türk milletinin Gazze`ye karşı duyduğu yüksek hassasiyeti anlamayarak Siyonist ağzıyla konuşanlara da bir şeyler söylemek lazım. Milli ve dini duygulardan habersiz bu nasipsizler, belli ki tarih bilgisinden veya mesuliyetinden de yoksunlar.
Milletimizin Gazze konusunda takdire şayan bir tepki göstermesi, Türk hükümetlerinin de mecburen bu tepkiye ayak uydurması, elbette boşuna değil. Hele kuru bir macera hiç değil.
İsrail`in Gazze bombardımanı sırasında milletimizin öfke seli olup meydanlara akması; yine, ambargoyu (kuşatmayı) delmek için ölümüne bir girişimde bulunulması, bizlere "Allah`a şükür" dedirtiyor. Çünkü Gazze, Müslüman Türk milletinin vicdanıdır. Milli hafızamızda seçkin yere sahiptir. Birinci Dünya Savaşı`nda savunma hattımız Gazze`ye kurulmuş ve bu hattın yıkılmasıyla birlikte, Osmanlı Devleti yenilmiş, Kudüs düşmanın eline geçmiştir. Yüzlerce yıl İslam`ın sancaktarlığını yapan bu millet, hem yenilgiyi içine sindirememiş, hem de her daim Kudüs`ü koruyamamanın mahcubiyetini yaşamıştır.
İşte bu yüzden, Akdeniz`deki karşılaşmayı ve şanlı Mavi Marmara direnişini, Dördüncü Gazze Muharebesi olarak adlandırıyorum. Ortak kabul gören rakamlara göre; Birinci Gazze Muharebesi`nde 82 şehit, 1336 yaralı vermiştik. İkincisinde 2,000 şehit, 4,000 yaralı. Üçüncüsünde ise 1,000 şehit, 2,000 yaralı... (Kaynak: Edward J. Erickson, Birinci Dünya Savaşı`nda Osmanlı Ordusu.)
Doksan iki yıl sonra da, yani dördüncüsünde; 9 şehit, 50`ye yakın yaralı verdik.
Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı ordusunda subay olan Selahattin Günay`ın Suriye ve Filistin anılarından oluşan kitabını okursanız, bugünkü gelişmeleri de az çok kavramış olursunuz. Son Türk birliği bölgeden çekilirken, Arap gençlerden biri, askerlerimize şöyle feryat etmiş: "Ah Türk, bizi kimlere bırakıp gidiyorsun!"
`Türkler, arkalarında koca bir tarih bırakarak bölgeden ayrılmak zorunda kalmıştı.` Hafızamız çok şükür ki yerine gelmeye başladı. Şimdi tekrar o tarihi hatırlıyor, o tarihe dönüyoruz.
Müslüman Türk milletinin birer ferdi olan bizler, her fırsatta, Anadolu`nun savunması Azerbaycan`dan, Bağdat`tan, Kudüs`ten, Bosna`dan başlar diyorduk. Diyoruz. Sayın Başbakan da Konya`da şu çıkışı yaptı: "Kudüs`ün kaderi İstanbul`un kaderinden, Gazze`nin kaderi Ankara`nın kaderinden ayrı değildir."
Bunlar elbette çok güzel, çok anlamlı sözler. Fakat Filistinlileri bombalayan uçakların daha düne kadar Konya`da eğitim görmesi de anlamlı...
İnşallah bu utancı bir daha yaşamayız. Bilhassa şu saatten sonra...