İSTİAZE-6
İSTİAZE-6
İblis ne Rabbinin kadrini ne de kendi haddini gereği gibi bilememişti. İblis Allahın (c.c.) yaratıcılığını kabul eden ama kulun hayatına müdahil oluşunu reddeden bir dünya görüşünün temellerini atmıştı! Allah (c.c.) katında red olunan bu görüş İblisten Ademoğullarına miras olarak kalacak ve İblisin yolunu/ahlakını takip edenler de yaratıcılığını kabul ettikleri Rabblerinin hayatlarına müdahelesini, hayatlarını tanzimini kabul etmeyeceklerdi. Bu husus üzerinde biraz durup tarih boyunca iblisin yolunu takip ederek peygamberlerle mücadele edenlerin inanç haritasının neliğini öğrenmek açısından Kuranı Kerime müracaat etmemiz gerekiyor.
Peygamberlere sert bir şekilde karşı duran, onları yurtlarından çıkaran, öldürmek isteyen, kimini de öldüren kafirlerin hepsi Allaha inanan insanlardı. Onlar; Allah yok diyen veya taşa toprağa güneşe aya Allah diyen insanlar değillerdi. Onların Allahu tealaya inanan insanlar olduklarını aşağıdaki ayetler sayesinde rahatlıkla görebiliriz
Ve le in seeltehum men halakas semâvâti vel arda le yekûlunnallâh Zümer/38
(Ey Rasûlüm), muhakkak ki o müşriklere sorsan: - Gökleri ve yeri kim yarattı? Şüphesiz: - Allah diyecekler...
Vele-in seeltehum men haleka-ssemâvâti vel-arda leyekûlunne halekahunne-lazîzu-lalîm(u) Zuhruf/43
Andolsun, onlara: Gökleri ve yeri kim yarattı? diye soracak olsan, tartışmasız: Onları üstün ve güçlü (aziz) olan, bilen (Allah) yarattı diyecekler.
Ve le in seeltehum men halakas semâvâti vel arda ve sehhareş şemse vel kamere le yekûlunnallâh(yekûlunnallâhu), fe ennâ yufekûn(yufekûne).Ankebut/61
Andolsun, onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı, güneşi ve ayı kim emre amade kıldı?" diye soracak olursan, şüphesiz: "Allah" diyecekler. Şu halde nasıl oluyorda çevriliyorlar?
Ve le in seeltehum men halakas semâvâti vel arda le yekûlunnellâh, kulil hamdulillâh Lokman/25
Andolsun onlara; "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye soracak olsan, tartışmasız; "Allah" diyecekler. De ki; "Hamd Allah ındır
Yukarıda farklı surelerden derlediğimiz ayeti kerimelerden açıkça anlaşılıyor ki Kuranın müşrik, kafir vb. sıfatlarla vasıflandırdığı insanlar; gökleri ve yeri yaratanının Allah olduğunu, güneşi ve ayı insanlığın emrine amade kılanın Allah olduğunu bilen ve buna inanan topluluklardı. Zaten peygamber efendimizle (s.a.v) savaşan, ona iman etmeyen, onu öldürmek için planlar yapan müşrikler, Allaha inanan, peygamber gönderebileceğine inanan, hatta gelecek bir peygamberi bekleyen, yemin ettikleri zaman Allah adına yemin eden, kabeyi tavaf eden, hacılara su dağıtan, kendilerini İbrahim (a.s) dinine mensup addeden kişilerdi. Onlar taşlar, heykeller, putlar için bizi bunlar yarattı gibi akıldışı bir inanca sahip değillerdi. Kuranı reddediş sebepleri Allahın kitabı olduğu için değil bilakis Allahın kitabı/vahyi olmadığı içindi! Kurana Allahın sözü değil şeytanın sözü! Diyorlardı. Yüce Rabbimiz onların bu iddialarına Tekvir suresi/ 25. Ayette cevap veriyordu. Peygamber efendimiz dönemi müşriklerinin inanç yapısı ayrıca geniş olarak ele alınıp incelenmesi gereken bir konu olup şu an için bu kadar açıklama yeterlidir.
Galu ma entum illa beşerun misluna ve ma enzekerrahmanu min şeyin in entum illa tekzibun. Yasin/15
(Peygamberlere) Dedilerki: "Siz, bizim benzerimiz olan bir beşerden başkası değilsiniz, Rahman (olan Allah) da herhangi bir şey indirmiş değildir. Siz, yalnızca yalan söylemektesiniz."
Yasin suresi 15. Ayeti kerimesinde ise bu tip insanların bir inançlarını daha keşfediyoruz. O da Allahın peygamber gönderebileceğine inanıyorlar. Gönderilmiş peygamberleri reddediş sebepleri ise çok ilginç. Siz bizim gibi bir beşersiniz. Allah sizi peygamber olarak göndermedi siz yalancısınız. Diyorlar. Yani doğru olduğunuza inanmıyoruz. Yalan söylediğinizi düşündüğümüz için iman etmiyoruz. Görüldüğü gibi peygamberlik olgusunu değil peygamber olarak gönderilenlerin peygamberliğini tartışıyor kabul etmiyorlardı. Çünkü yalan söylediklerini düşünüyorlardı.
Fe kâlel meleullezîne keferû min kavmihî mâ hâzâ illâ beşerun mıslukum yurîdu en yetefaddale aleykum, ve lev şâallâhu le enzele melâikeh(melâiketen), mâ seminâ bi hâzâ fî âbâinel evvelîn(evvelîne). Muminun /24
Bunun üzerine, kavminden inkâra sapmış önde gelenler dediler ki: "Bu, sizin benzeriniz olan bir beşerden başkası değildir. Size karşı üstünlük elde etmek istiyor. Eğer Allah (öne sürdüklerini) dilemiş olsaydı, muhakkak melekler indirirdi. Hem biz geçmiş atalarımızdan da bunu işitmiş değiliz."
Bu ayeti kerimede ise yine peygamberlik müessesesi değil peygamber olarak gönderildiğini söyleyen bir Rasulün peygamberliğine itiraz ediliyor ve bu iddia ile toplumun üzerinde bir yer, bir menfaat, bir üstünlük elde etmek istediği vurgulanıyor. O Rasulün peygamberliğini kabul etmeyişleri ile ilgili olarak iki gerekçe öne sürüyorlar: 1. Şayet Allah mesajını kullarına iletmek istese idi bunun için bir meleği Rasul olarak gönderirdi. 2. Onlar atalarından da bu Rasulün davet ettiği içerikte bir dini işitmemişler. Ataların Allahla kul arasındaki ilişki konusunda belirleyici bir ölçü olarak kabul edilip Allahın gönderdiği elçileri onunla değerlendirme anlayışı tarih boyunca bütün müşriklerin vazgeçilmez bir başvuru kaynağı olmuştur. Kuranda bu müşrik tasavvur sık sık tekrar edilir ve eleştirilir.
İn huve raculiniftera alellahi keziben ve ma nahnubi muminin. Muminun / 38
(Kafirlerin önde gelenleri dedilerki): O (peygamberik iddia eden kişi) yalnızca bir adam (insan) dır, Allaha karşı bir yalan ile iftira etmektedir, bizlerde ona iman edecek değiliz.
Bu ayeti kerimede de görmekteyiz ki kafirler Allahın elçisi olduğunu söyleyen zatın Allahın elçisi olmadığı, Allaha bir yalan ile iftira ettiğini iddia ederek ona iman etmiyorlar. Yani kafirler haşa Allah ta ne imiş peygamberde ne imiş bu adam ne diyor nereden çıkardı bu isimleri diye hiçbir inancı olmayan ve böyle şeyleri ilk defa duyan birinin tepkiselliği gibi bir tavır ortaya koymuyorlar. Aksine Allahın elçisi olduğu savına sahip şahsı, inandıkları Allaha iftira etmekle suçluyorlar.
İz câethumur rusulu min beyni eydîhim ve min halfihim ellâ tabudû illallâh(illallâhe), kâlû lev şâe rabbunâ le enzele melâiketen fe innâ bimâ ursiltum bihî kâfirûn(kâfirûne). Fussilet/14
Onlara "Yalnızca Allah a kulluk edin" diye önlerinden ve arkalarından elçiler gelince, dediler ki: "Eğer dileseydi Rabbimiz melekler indirirdi. Bundan dolayı biz, sizin kendisiyle gönderildiğiniz şeyi inkâr edicileriz."
Bu ayeti kerimede de elçilere inanmayan kafirlerin peygamberlik müessesesini değil peygamber olarak gönderilen şahısların peygamberliklerini reddettiklerini görüyoruz. Allahu tealaya bir mümin gibi Rabbimiz diyorlar ve Rabblerinin vahyini bildirmek için ancak melekleri göndereceğini iddia ediyorlar. Peki neden böyle yapıyorlardı? O insanlar içlerinde yaşayan bir peygamberin hayatını bizzat müşahede ederek Yalnızca Allaha kulluk etmenin ne manaya geldiğini son derece net bir şekilde görüyorlardı da onun için İnsan kul olsun için yaratılmıştı ve bu kulluğu hayatın her cüzünde gerçekleştirmesi gerekiyordu. Böyle bir durum ise tıpkı İblisinki gibi Ademoğullarından iblisleşenlerin kırmızı çizgilerine saldırı anlamına geliyordu. Hevalarına göre şekillendirdikleri, şahsiyetlerinden, gelenek, görenek, kanun ve kuralarından zerre kadar taviz vermiyorlar ve Rasullerle kıyasıya bir mücadeleye girişiyorlardı. İblisin, Ademi (a.s) aşağı tabakadan bir tür olarak görmesi gibi küfrün önde gelen kodaman tayfası peygamberlerin kimini, toy bir delikanlı oluşuna, kimini köle takımı içerisinden gelişine göre değerlendirerek onları peygamberlik misyonuna ehil görmüyorlardı!..