Umudunu Kaybetme
Umudunu Kaybetme
Bazen her şeyin üzerinize üzerinize geldiği anlar olur. Öyle daralırsınız ki, kaçıp kurtulmak bir sessiz köşe bulmak ihtiyacı hissedersiniz. Bu bir çözümdür. Başka bir çözümde sizi dinlendirecek başka bir iş yapmaktır. İşte böylesi anlarda, gürültüsüz bir film bulup onu seyretmek sıkça başvurduğum bir yoldur. Eğer iyi bir filme denk gelmişseniz film bittiğinde çok keyf almış olur, ya da yeni bir dünyada bulursunuz kendinizi. Yeni cümleler kurar, yeni fikirler hatta yeni heyecanlar kuşatır benliğinizi. Aslında sanalda olsa rahatlarsınız biraz, öyle ki hayatın gerçekliğini filmin rahatlatan sahteliğine tercih edersiniz.
İşte öylesi daralan zamanlardan birisinde Will Smithin başrolünde oynadığı Türkçeye adı umudunu kaybetme diye aktarılan bir filmi izleyerek genişlik kazandırmaya çalıştım.
Bu arada yeri gelmişken eğer film bulamamışsam internetten can veren pervaneler programının izleyemediğim bölümlerini izlerim oda olmazsa en iyi
çözüm birkaç dakikalık acemaşiran peşrev molası vermektir.
Evet filmden bahsediyorduk, film 2007 yılında gösterime girmiş ve usta oyuncunun üstün performansının güzel örneklerinden birisi. Filmin başlarında olayın kahramanının söylediği;
mutluluk insanın ardından koştuğu şeydir beklide hiç ulaşamadığı, diyerek sizi gerilimin ateşten çemberine bırakıyor. Öyle şeyler yaşıyor ki filmin kahramanı can sıkıntısıyla demek ki Allah bir insanı imtihan ederse böyle eder diye içinizden geçirmeden edemiyorsunuz. Belki bu durum o andaki ruh halinize hitap ediyor olduğundan; filmin kahramanını kendinize çok yakın buluyor, bazen acıyor bazen onunla birlikte çöküveriyorsunuz. Çetin bir mücadelenin sonunda bir umut ışığı yok mu dediğiniz anda;
- Bu gömleği yarında giy, çünkü buradaki ilk iş günün olacak, diyen patronun cümlesi bitiyor. İşte o anda filmin kahramanın gözlerindeki beliren yaş zihninizde unutamayacağınız bir iz bırakıyor. Ve işte bu diyorsunuz, işte bu,
Filmin kahramanı da sizinle birlikte sokaklara çıkıyor ve ne yaptığını bilmez şekilde yürürken;
- Mutluluk bu olmalı diye bağırıyor.
İşte ondan sonra yerinizden doğruluyorsunuz, yaşadığınız ve ruhunuzu tedirgin eden her şeyin bir film olduğunu düşünüp ferahlıyorsunuz. Ve filmde izlediğiniz şeylerin aslında gerçek olduğunu ve aslıda hayatın bir yalan olduğunu düşünmeye başlıyorsunuz. Öyle ya da böyle yine de sonun güzel olacağına olan ümidinizi yenilemiş olarak yeniden başlıyorsunuz.