reklam
Sivas
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
11

Anadolu Siyasal Kültürü: Nasrettin Hoca - Keloğlan Metaforu

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Anadolu, yüzlerce hatta binlerce yıldır var olan kültür mozaiği… Bitki örtüsü kadar çeşitli insan gruplarını içinde barındıran bir toprak ana. Tam bir ana, hiçbir çocuğunu dışlamayan, sarıp bağrına basan, asimile etmeyen "insanlık" havzası, bir şefkat kaynağı, hoşgörü membaı… Bu kaynak sert devrimler ile yozlaştırılmak istendi, kendiliğinden düzeni yok edilip, Necip Fazılın ifadesi ile "öz yurdunda garip, öz vatanında parya" haline gelmek zorunda kaldı, Anadolu`nun öz değerleri. Bugün Anadolu "kendini arayan adam" misali kendini aramakta ve çok kültürlü, adalet merkezli kimliğine dönme çabası içinde.

Anadolu kültürünün özü ne idi, hangi hikaye, masal, şiir, örnek şahsiyetler metaforu ile kendini ifşa etmiş ve manifesto olarak günümüze kadar, kendine özgü mesajlarını devam ettirmişti?…Varoluş felsefesi (existansiyalizm)`in en önemli şahsiyetlerinden biri olan Martin Heidegger: "Neyi düşünmeyi denersek deneyelim ve nasıl düşünmeye çalışırsak çalışalım geleneğin ferinden düşünürüz" diye açıklamıştı geleneğin birey üzerindeki etkisini. Anadolu`nun "gelenek feri"nin ne olduğunun anlaşılması bugün kutuplaşmış bir toplumda kültürel köklerin ifşa edilmesi bağlamında önemlilik arz etmektedir. Bu bağlamda iki önemli tarihsel şahsiyet ön plana çıkmaktadır, Nasrettin Hoca ve Keloğlan…

Keloğlan, toprağın, yerelliğin saflığını ve doğallığını simgelemekte, kelliği ise yokluğu, sefaleti. Köyünden çıkan kel bir genç, "insan" olmayı önemser, kişinin zenginliği fakirliği, kıyafeti, fiziki özellikleri önemli değildir. Bir cüce ile yol arkadaşlığı yapar ve "kardeşlik hukuku" geliştirir/geliştirebilir. Hiç bir şeyin imkansız olmadığını, aklını iyi niyetli bir şekilde kullanan kişinin her şeyi başarabileceğini, kötülere karşı üstün gelinebileceğini kanıtlamaya çalışır. Padişahın kızına talip olur ve bunun için çaba sarf eder, davulu insanlık ile denk eder. Bir başka hikayede padişahın kızı hasta olmuştur ve kıza tarhana çorbası içirir. Tarhana Anadolu`nun özüdür. Hastalıkların iyileştirilmesi için öze dönmenin en kadar önemli bir tedavi yöntemi olduğunu vurgular. Hastalıklı zihinlere iyi gelecek en büyük şifanın öze dönmekte, kendi kimliksel çeşnimiz ile beslenmekte olduğu vurgulanmaktadır. Yine Keloğlan hikayelerinde iyi yönetici kötü yönetici metaforları net bir şekilde kendini belli eder. Halkla iyi geçinen, halkının refahını düşünen, onların fikirlerini önemseyen, halkı ile diyalog kurabilen yönetici iyi yönetici iken, iktidarını sürekli kendi lehine kullanan, halkına tepeden bakan, halkını küçümseyen, kendi çıkarını halkın, toplumun çıkarlarından üstün tutan yönetici ise kötü yöneticiyi temsil eder. Keloğlan metaforu bütün olumsuz durumlardan saf ve temiz niyet ile aklın sağlıklı bir birleşimi ile kurtulunabileceği üzerine kuruludur.

Anadolu`nun diğer önemli şahsiyeti ise Nasrettin Hocadır. Hoca ince bir zekaya, derin analiz kabiliyetine sahiptir, tam bir bilge kişidir. Çoğu tarihçiye göre de Hasrettin Hoca bir İslam alimidir ve düşüncelerinden dolayı şehit edilmiştir. Hoca hayatını insanlara ders verme olgusu üzerine kurgulamıştır sanki. Hoca günümüze yansıyan hikayeleri ile de hala zihinlerimize ışık tutmaktadır. Nasrettin Hoca karşımıza bazen göle maya çalarak, yeryüzü sofrası kurabilme imkanının mümkün olabileceğini, bunun zihinlerde "ya tutarsa" umudu ile hep var olmasını öğütlerken, bazen de yüzüğünü kaybeden ve yüzüğü kaybettiği yer olan evinde değil de tek aydınlık yer olan, tek aydın bırakılmış yer olan, ancak yüzüğün asıl yeri olmayan sokaklarda ararken çıkar. Yüzük önemlidir. Yüzük bağlılığın, aidiyetin sembolü, kimliğin evidir. Yüzüklerin Efendisi filmindeki alegorik hali ile de hükmetmenin sembolüdür; yüzüğe hakim olan güce hakim olur. Yüzüğünü kaybetmiş, kimliği müphem ve fulü hale gelmiş bireylere ve toplumlara, dünyanın merkezi sizin durduğunuz yerdir, diyerek bir merkezden kültürel, ekonomik, siyasal sömürü haline gelmiş, aşağılık psikolojisi ile çekim merkezlerinin alanına girmeye çalışanlara metaforik bir ders verir, diğer kıssaları gibi…

Hoca durmaz, mesajlarını, kıssadan hisse vecizesi ile anlatmaya devam eder. Hoca bazen Timur`un fillinden, zulmünden bunalan halka öncülük yapar ve halkın sözünün arkasında durmadığını, sözü ile davranışın uyuşmadığını, toplumsal sorunları bir kişiye yıkıp, zihni ve fiziki konforunu bozmayan halka ya izzet ya da zillet tercini yapmaları gerektiğini anlatır ve "başınıza gelen musibetler kendi ellerinizle yaptıklarınızdandır", "bir topluluk kendisini değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez" ayetlerini sosyolojik bir gerçeklik olarak insanların, toplumların yüzlerine vurur. Hoca durmak bilmez bir şekilde devam eder inceden mesaj atmaya, zihni hakikatin çekim alanında bulunan dimağlara. Herkesin reel politika, reel ekonomi üzerinden bir şeyler anlattığı dünyada "hırsızın suçu" yok mu diyerek olayların gerçekliğini değil hakikati görebilmeye davet eder. Hırsızı görmeyen, reel dünya içinde kaybolmuş, ideallerini yitirmiş, şekilci duruma gelmiş insanlara "yer kürküm ye" diyerek maddenin, maddi olanın itibar gördüğünü, ancak kişinin, kişiliğin göz ardı edildiğini kürkünü yemeğe daldırarak anlatır anlamaya açık zihinlere.

Hoca başkalarına ders verdiği kadar kendide ders alır hayattan, bize de ders verircesine. Doğal düzeni sorgulayan hoca, kabak ve elma metaforu ile karşımızdadır. Kabağın neden yerde elmanın ise neden ağaçta yetiştiğini sorgulayıp, tersi neden olmasın sorusuna, başına düşen elma ile cevap bulmaktadır. Anlamaktadır ki hoca, doğal, fıtri olana tabi olmak, doğal düzen ile uyumlu yaşamak bizim için daha sağlıklı ve dünya ve ahiret saadetimiz için daha hayırlıdır.

Nasrettin Hoca, Keloğalan ve niceleri… Anadolu kültürü bu tür örneklerle doludur. Yeter ki şu melankolik "yatağına kırgın ırmaklar" halinden sıyrılıp, özümüze dönelim…

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...