reklam
Sivas
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
14

ANLAYABİLENLER AĞLAYABİLENLERDİR

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

ANLAYABİLENLER AĞLAYABİLENLERDİR

Kışlar çok çetin geçiyor. Ama günlerde çok kısa.

"Ah be! Zamanın bedi bereketi kalmadı" diyerek zamanın bereketsizliğinden dem vuruyoruz

Akşam olur internetsiz, cep telefonsuz, televizyonsuz günleri anlatırız çay sohbetlerimizde. Yokluk içinde de olsa o günler bereketli zevkli ve bir o kadarda muhabbetli geçerdi. Birliktelikler menfaate dayanmaz, çıkar amaçlı kurulan suç örgütleri hiç gündemi meşgul etmezdi. İçilen bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı sayılırdı. Hatta dostluklar, arkadaşlıklar ve komşuluklar hesabi değil hasbi idi.

Günümüzde ise sofrasına ekmek, sobasına kömür bulamayan, çocuğuna okul harçlığı veremeyen kimseler yok mu? Gece yarılarına kadar kahve köşelerinden geri gelmeyen, kumar müptelası olup yurdunu yuvasını dağıtan komşumuzun durumu paparazzi haberlerinden daha az ilgilendirir oldu bizleri.

Uyuşturucu müptelası olmuş liseli gençlerin özbenliklerinden uzaklaştırlımış olması gündemimizin ilk sıralarını hiç meşgul etmemektedir.

Yokluktan, cehaletten, dışlanmışlıktan ve birtakım çetelerin ağına düşmekten dolayı kaç gencimiz hırsızlık girdabında boğulmakta olduğunu bilmek bizim asli vazifemiz hiç değildir.

Ya iş bulamayıp ya da bulduğu işle yetinmeyip şansını spor toto, spor loto, altılı ganyan, milli piyango ve TV ekranlarındaki saçma sapan programlarda arayanların yaptığı çılgınlıkları gülme krizlerine tutularak izleriz.

Toplumun kalburüstü tipleri, şöhretin zirvesinde, zengin sosyeteler, ünlü popçular topçular, güç ve otoriteyi elinde bulunduran azgın ve şımarıklara ne demeli. Bu cenahın aklen, ruhen ve vicdanen dibe vurmuşlukları ise ne acıdır.

Ve yine içine düştüğü girdaptan kurtulmayı bekleyen, iman hazinesine kavuşmaya, Kur an deryasına dalmaya aday hakikat yoksunu komşumuzdan, arkadaşımızdan, öğrencimizden haberimiz var mı?

"Haberimiz var ama elimizden ne gelir ki? Ne anlatabilirim ne verebilirim ki?" Demek o insanları daha da uçuruma sürüklemek gibi bir vebali beraberinde getirir. Unutmayalım ki bizlerin önce insan olarak ölmüş yürekleri diriltmeye, onlara gerek hal ile gerek lisan ile hakikati göstermeye yönelik ulvi bir sorumluluğumuz vardır.

Bir insanı diriltmek tüm insanlığı diriltmektir. Bir insanın ölümü ise tüm insanlığın ölümüdür. Bizler bir gönül sakası gibi insanlığa huzur ve güven taşıyan bir gönül neferi olmalıyız. Etrafa saçtığımız ışık güneş kadar cömert olmalıdır. Saçtığımız ışıktan yalnız masum kuzular değil yırtıcı sırtlanlarda, yalnız tavşanlar değil çıngıraklı yılanlarda, yalnız yaban gülleri değil zehirli zakkumlarda istifade etmelidir.

Her birimizin yürekler arasında kurduğumuz köprülerden önce sevginin orduları geçebilmelidir. Ellerinde taşıdıkları mutluluk tohumlarını uğradıkları her bir yüreğe baştanbaşa ekip çölleşen yüreklerde oluşan erozyonu önleyebilmeli, nefret tarlalarında muhabbet tohumları sürgün verebilmelidir.

"Kenarı Dicle de bir kurt kapsa koyunu, Gelir adli ilahi sorar Ömer den o nu" diye haykıran adalet timsali Hz. Ömer misali hakikat den uzak yaşayan her bireyin sancısını bağrımızda hissetmeli, elimizi uzatamadığımız için benliği kundaklanan her insanın katili olarak hesaba çekileceğimizi bilmeliyiz.

Bir benimle ne çıkar deme gafletinde bulunmamalı, "baharın haberini karın altında, kışa inat açan kardelenlerin verdiğini unutmamalıyız" Yine kimliğini yitirmiş bir kimse gördüğünde kahrolmalı ve elinden bir şey gelmiyorsa dahi, yüreğin bir peygamber yüreği gibi yanıp"Allah ım onları affet, onlara hidayet et. Çünkü onlar bilmiyorlar" diye yakarmalıyız.

"Emrolunduğun gibi dosdoğru ol" ayetine muhatap olan yüce Resul" Bu ayettir beni ihtiyarlatan" demiştir. Allah Resulü vefatı sırasında başucunda ağlamakta olan kızı Fatımasına:

"Ağlama kızım, baban bir daha acı çekmeyecek" demişti. Evet, O çok şey biliyordu. O nun bildiğini bilen her kim olsa öyle yapardı. O da öyle demiyor muydu?

"Benim bildiğimi bilseydiniz az güler çok ağlardınız"

Bizlerde bilseydik göğsümüzde nükleer bir güç merkezi taşıdığımızı ve bunun her gün üzerine yağan günahlarla paslandığını, bu pası çözecek tek kimya olan gözyaşını bir umman gibi salacaktık gecelerin koynuna.

Bizler neler çektiğini O nun yerinde olsaydık ve O nu anlayabilseydik ağlayabilirdik. Anlamayanlar ağlayamazlar.

Öyleyse ağlanacak halimize bu kahkahalarla gülmek niye?

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...