reklam
Sivas
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
11

LOJMANLAR

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

“Nerede o mis gibi leylaklar”

Ekmeğin tadımı değişti, yoksa biz mi yaşlandık. Ne o kar beyazı ikiye böldüğünde yüzüne beni ye diye haykıran buharlar fışkıran ekmekler, nede ekmeklerin yedikçe yediren o tadları kaldı. Babam sabah taze ekmek yemeyin derdi, çok yedirir. Ya geçim derdinden söylerdi bunu yada hamur olurda midelerimize oturur diye bilinmez ama şimdilerde istesekte ne o ekmekler nede o iştahımız var. Sabahın alaca karanlığında çiğ düşmüş sokaklardan geçerek geldiğimiz ve penceresinin buharında çölde su kuyusu gibi duran ekmeklerin iştahla izlendiği fırınlarımız yok artık. Koşup yorulmadığımız doğrudur ama ekmeklerin eski tadının olmadığı da diğer bir gerçektir. Kimse bizi yaşlılıkla ya da zaman değişti sözleriyle avutamaz avutamayacaktır.

2008 yılının haziran ayı, havada berrak bir mavilik. Hafif bir rüzgar ağaçların dallarını savuruyor. Atelye camiine dönülen köşe başında iş makineleri çalışıyor. Harıl, hurul sesler göğe yükseliyor. Az ötede caminin çaprazında bir enkaz yatıyor boylu boyunca. İş makineleri bu enkazdan aldıkları ağaçları ve hafriyatı kamyonlara yüklüyorlar. Bir cenaze törenini andırıyor manzara. Kefensiz bir ölüyü, bir kaza anındaki görüntüyü hatırlatıyor. Kim ne tutarsa alıp çelik tabutlara atıyor. Burası yıllar öncesinde lojmanlar fırını olarak hizmet vermiş ardından lojmanlar fırını şehir dışına taşınıncada satış mekanı olarak hizmetine devam etmiş bina. Yan yana üç küçük dükkan ve bir fırın binasından müteşekkil.

Lojmanlar fırını denilmesinin sebebi, TCDD lojmanlarının hemen içerisinde yer alıyor oluşundan sanıyorum. Karşısında atelye camisi, yolun devamında sağlı sollu TCDD lojmanları. Bu lojmanlar 1930’lu yıllarda o zamanki adıyla cer atelyesinin inşaatında çalışmaya gelen bekar işçiler için yapılmış. İki katlı binalardan oluşuyor. Banyo ve tuvalet iç içe, iki oda ve bir holden oluşan binalar. Şimdilerde yeni adıyla Tüdemsaş olan eski cer atelyesinin işçi memur çalışanları ikamet ediyorlar. Görünüşe bakılırsa hayatlarından da memnunlar. Hatta boşalan lojmanlardan birisini kapabilmek için siyasilerin kapılarını aşındıranların haddi hesabı bilinmiyor. Rivayet odur ki bir zamanlar bekarların yaşadığı ve onların ihtiyaçlarına göre inşa edilen bu lojmanlarda üç kuşağın aynı anda yaşadığı rivayet ediliyor. Detayını bilmiyorum. Bildiğim tek şey de odur, bu bölgede olduğundan bu fırının adı Lojmanlar ekmek fırını olmuştur. Daha sonra biraz daha fiyakalı olsun diye de lojmanlar ekmek fabrikasına dönüşmüştür.

Öyle yada böyle çocuk zihnimden ve gençlik dönemimden damağımda kalan tadlardan en önemlisi “lojmanlar ekmeği” tadıdır. Doğan pişkin, kabarık ve mis gibi bembeyaz bir ekmek. Sabah erken saatlerde dumanı üzerinde çıtır çıtır. Üzerindeki susamları ile uyumlu bir renk tonuyla bir tanesi iki kişiyi rahat doyuracak büyüklükte ekmekler. Pikniğe gidiyorsanız yada uzak bir yola gidecekseniz hele birde özel aracınızla yapılacaksa bu yolculuk kesinlikle lojmanlar fırınına uğrayıp ekmek alınması gereken zamanlardı o zamanlar. Köye giderken çam sakızı çoban armağanı babından lojmanlar ekmeği götürülür gelirken karşılığında tandır ekmeği getirilirdi. Herkes kendinde az olanı yada bulunmayanı ikram ederdi. Sabah saat 6 sularında bir parça beyaz peynir ve mis gibi taze lojmanlar ekmeği ve bir bardak çayla yapılan kahvaltı sizi öğlen neki akşama kadar tok tutacak demektir. Annelerimiz madem istasyon caddesine kadar gittin gelirken adam lojmanlar ekmeği getirir diye tembihte bulunur evde ne kadar ekmek olursa olsun pasta gibi ekmekler her öğünde yenirdi.

Mahalle aralarında küçük alçak tavanlı bakkallar vardı. Mahallenin Fadime teyzesi, yada Emine bacısı dururdu çok zaman. Yada onların ortaokul çağında çocukları. İşte o bakkalların camında çirkin el yazılarıyla yazılmış “lojmanlar ekmeği bulunur” ibaresi o bakkalın itibarını artırır işlerinin yolunda gitmesine vesile olurdu. Kazanılan parada kimsenin gözü yoktu ama lojmanlar fırını da öyle herkese ekmeğini sattırmazdı. Henüz ISO 9001, TSE ve CE sistemleri icat olunmamış yada Türkiye’ye teşrif etmemişti ama lojmanlar fırını bu sistem ve belgelerin üzerinde üretim yapar ve ekmeği satacak bakkallarda buna göre tespit edilirdi.

Babamın gençlik yıllarında lojmanlar fırınında çalıştığı dönemlerde yaşadıklarını çocukluk yıllarımızda anlatırdı. Bazı arkadaşlarıyla çarşı pazarda karşılaştığında göz göze geldiklerinde gözlerine bakardım gözleri tatlı bir gülümseme ile ışıldardı. Fırıncı taifesi genelde öğlen yemeklerinde somun ekmek yemez, kendilerine has ziyafet şekilleri vardır. Bu ziyafetin şekli hergün etli ekmek yada bazı günler ara verilen etli ekmektir. Çocukluk zamanlarımda dayılarımdan bazılarının çalıştığı lojmanlar ekmek fabrikasında somun ekmekle yapılmış kapalı etli ekmek tadı hala damağımdadır.

Şimdi yıkılan yerde yani eskiden fırın olarak kullanılan ve son zamanlara kadar satış mekanı olarak kullanılan dükkanda. Saçları sürekli joleli, bir elinde sürekli sigarası (ama müşteri girince sigarasını kül tablasına bırakan) bir tezgahtar vardı. Adamın aklımda kalan en belirgin fotoğrafında ki görüntü jöleli saçlar üzerine konmuş un tanecikleridir. Ellini ağzına götürüp ıslattığı parmağıyla açtığı poşete koyduğu soğuk ekmekleri uzatan bir adam. Eğer ekmekler sıcaksa gazete kağıdına sarıp veren bir yandanda bozuklukları elinize tutuşturan bir adam. Sert çatık kaşlı ve sadece işini yapan ve gerisini önemsemeyen birisi. Şimdilerde emekli olmuş ama hala lojmanlar fırınının yeni satış mekanında tezgahtarlık yapıyor. Bir ara gidip bakmam gerekiyor saçları hala jölelimi Kimbilir beklide jöle değil de limon suyu da kullanıyor olabilir.

Ekmeğe bu kıvamı kazandıran kişinin sarhoş Bekir diye bilinen birisinin olduğu rivayet olunuyor. Yiğit namıyla anılır derler

Bayram arifelerin de sanki ertesi gün kıtlık olacakmış gibi bir gece öncesinden elimize tutuşturulan çantalarla gidip sıraya girdiğimiz ekmek kuyrukları yok artık. Belki nostalji olsun diye gidip fırınlarında önünde bekleyenler vardır ama istediği kadar ekmeği bulunca onlarda fazla beklemiyordur eminim. Eğer içerden bir tanıdık varsa yaşadınız çünkü çantayı verir arife günü öğleden sonra dolu olarak geri alırdınız. Tek sorun eğer ramazan bayramıysa ve oruçsanız mis gibi gözünüzün önünde arzı endam eden ekmeklerden yiyememektir. Hava sıcak, ekmekler harika kokularını yayıyorlar ve siz daralan gözlerle sıranın size gelmesini bekliyorsunuz.

Nereden bilecek yeni yetmeler, arasına beyaz peynir yatırılmış mis gibi kokan lojmanlar ekmeğinin tadını kokusunu.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...