reklam
Sivas
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
11

TÜM SEVDALI GÖNÜLLER HER AN YOLA KOYULMALIDIR!

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Sizin de bir “Sevgi Günü”nüz ya da Sevgililer Günü”nüz var mı?

Yılın her gününde çileden çıkan, kendinden geçen, hayırsız evlat elinde hayatı zindana dönen bir anneye yılda bir gün “Anneler Günü”nde güler yüz göstermek çokta inandırıcı olmasa gerek.

Ya da yanlarında yaşlandığı kimseleri moruk, bunak, kocakarı nitelemeleriyle kapı dışarı edip sadece “Yaşlılar Haftası”na hapsedilen bir sahiplenme o yaşlıların yüreklerinde açılan derin yarayı çokta dindiriyor olmasa gerek.

Okullarda eğitim ve öğretimin yükünü çeken, gelecek nesillerin sağlam temeller üzerine oturtulması için gecesini gündüzüne katan öğretmenin yılda bir defa “Öğretmenler Günü” münasebetiyle bir yığın sorunlarını bir güne hapsederek çözüm bulmaya kalkışmak çokta ikna edici olmasa gerek.

Bugün içinde yaşadığımız toplum anne baba, abi kardeş, öğretmen öğrenci, amir memur, karı koca işliklerini doğru bir zemin üzerine oturtamadıkları için kırılganlıklar, kaypaklıklar, kayganlıklar had safhada oluyor.

Sevgi sözcüğü ya da sevgili ilişkisinde bile tezatlar söz konusudur. Bu tezatlar ise mutsuz bir toplum, şikâyetçi bir birey doğurmaktadır. Meseleyi kökünden çözmek yönünde eğilimi olmayıp günübirlik, palyatif çözümlerle sonuca gitmeye çalışan sosyal, siyasal ya da ekonomik yapılanmalar ise meseleyi kökten çözmek noktasında yetersiz kalmaktadır.

Bugün asırlar önce yaşamış olan Karacaoğlan’ların, Leyla ile Mecnun’ların, Kerem ile Aslı’ların, Ferhat ile Şirin’lerin yaşadığı aşklara, sevdalara, tutkulara, umutlara bir yenisini ekleyemez olduk.

Bugün yeni bir Mevlana, yeni bir Cüneydi Bağdadi, yeni bir Yunus Emre, yeni bir Hacı Bektaşı Veli, yeni Hoca Nasrettin, yeni bir Mimar Sinan yetişmez oldu artık.

Teknoloji bu kadar gelişmiş. Film sektörü bu kadar canlı. Sanat camiası her gün yepyeni bir ilklere imza atmaya devam ediyor. Hatta yeni vizyona giren bir film bir haftada üç milyon ya da beş milyon izleyici ile buluşabiliyor. Biraz da işin içine siyaset katacak olursak birçok ülkede çeşitli siyasiler girdikleri seçimlerde yüzde 70’lik hatta yüzde seksen’lik ezici bir çoğunlukla işbaşına gelebiliyor.

Dün yok satan, 100. baskısını yapan bir kitap bugün kaçta kaçımızın hafızasında dersiniz.

Dün gişe rekorları kıran bir anda milyonlarca insanla buluşan bir film bugün kaç kişi tarafından ısrarla izlenmek isteniyor dersiniz.

Dün dünyanın en büyük kent meydanlarında milyonlarca insana konserler veren sanatın kralları, duayenleri, starlarını acaba bugün kaç kişi anımsıyor dersiniz.

Bugün özellikle Türk Televizyonlarında oynayan dizilere şöyle bir göz atınız. Hangi birinde gerçek aşk, ölümsüz aşk uzun soluklu olabilmiş. Ya da hangi karakter oyuncu yarım yüzyılı ya da bir yüzyılı devirmiş.

Bugün en çok beğeni gören Kemal Sunal, Cüneyt Arkın, Türkan Şoray isimleri bile iki elin parmaklarını geçemeyecek kadar kısa sürede unutulmaya mahkûmdur.

Ruhsuz beden ölüdür. Et tırnaktan ayrı düşünülemez. Siz zarfın içeriği olan mazrufu bırakır da zarfın rengiyle büyüklüğü ile uğraşırsanız o zarf size bir şey anlatmaz. Manası olmayan madde nasıl huzur vermezse, madde de ruh ile bütünleştiği zaman kalıcı olur, etkileyici olur, unutulmaz olur.

Her geçen gün sanallaşan ilişkiler ve çıkarcı yaklaşımlardan kurtulmak için mücadele etmeliyiz. Fert ve aile ilişkilerinin manevi dinamizmini yok eden, içini boşaltan sinsi güçlere karşı daha planlı ve programlı olmalıyız. Bireysel ve toplumsal alanda geçmişimize, tarihimize, kültürümüze, sanatımıza ve öz değerlerimize yönelik topyekûn yok etme girişimlerini sonuçsuz bırakacak güzel çalışmalar ortaya koymalıyız.

Sevgi’yi baltalayan, hoşgörüyü dinamitleyen, kardeşliğe her platformda halel getiren şer güçlerin her geçen gün umutsuzluğa sürüklenen dünyaya verecekleri çok fazla bir şey olamaz.

Karun gibi servet, lüks ve debdebe içerisinde yaşayanların Harun gibi düşünemeyeceğini bilmeliyiz. Nemrut gibi güç ve otoriteyi elinde bulunduranların İbrahim gibi zora talip olamayacaklarını bilmeliyiz. Tutkularının esiri olanlar bugün attıkları her adım da kardeş katili Kabil’in dünyasını zindana çevirirken Sevgi’nin, kardeşliğin, hoşgörünün, aşkın ve muhabbetin bayraktarlığını yapanlar ise kıskançlığın kurbanı olmuş Habil’in saflarını sıklaştırıyorlar. Bize düşen:

Bu safları iyi belirleyebilmektir. Sadece bir günde değil har an, her platformda sevgi tohumunu yeşertmek ve sevgi eksenli bir dünya’da herkesin ama herkesin özgürce, mutluca ve insanca yaşayabileceği kapılar aralamaktır.

Kısaca:

Sevgililere hasredilen bir gün yerine her gün binlerce Sevdalı gönüller yola koyulmalıdır.

Selam ve dua ile!

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...