reklam
Sivas
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
11

“Özel Kuvvetler”

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

-Seher vakti yola düşenlerin hikayesidir bu –

Öyle halkı kin ve düşmanlığa sevk eden değil. Hele şehirleri hınç denizinde boğan, yerin yedi kat altına çapraz sorgu kuran, yok ettiğinin naaşı başında timsah gözyaşları döken hiç değil.

Bilmediği diyarlara yalınayak koşan bizden “Özel Kuvvetler”siniz.

.

Haçlı’nın bağrından sökün ettiniz. Manş’ı geçip Frenk diyarında, “Zorluklar aşılmak için!” dediniz, dosta düşmana

Alpler’den, Aliya’nın Ülkesi’ne baktınız, uzun uzun Olimpos Dağı’nda sahte ilahlara meydan okudunuz.

Eski Kıta, utançla karışık bir imrenmeyle uğurladı, sizi. İpsala karşıladı, beş yüz yıllık selamla. Üzümü damıtıp şarap sıkan adamların arasından sıyrılıp Silivri’ye kavuştu konvoyunuz.

Kırklareli, Tekirdağ geride kalmıştı. Artık ne kırk kaldı, ne yedi, ne üç Ölgün bakışlı sarhoş bedenler apışıp kaldılar, bir anda!

“Bunların zoru ne?”

“Filistin’e, Gazze’ye yolculuk !”

“İngiliz mi, ne var aralarında!”

“Onlar bizden Müslüman!”

“ ..?!”

Eyüp bağrına bastı, Ensari kucakladı, Fatih az öteden nemli gözlerle bakakaldı. Fetih sürüyordu, döneceklerdi ve Roma yakındı.

Kocaeli’nde heyecan doruktaydı. Nasıl olmasın ki! En çok, işçi kentler anlardı; emeği, özgürlüğü, alın terini, göz nurunu

Fabrikalar kampanayı çalarken bir elinde levye, diğeri yumruk olmuş; işgali izlemişti, renkli ekranın ardından.

Sakarya kırk yıldır alışıktı, bu an’a. Yeşili Filistin, beyazı Gazze idi, Sakarya’nın. Sevgi sel oldu, Kutlu Yolcular’ı karşıladı, Kutlu Kent!

Düzce’nin bir adı Kafkas! Tanıdık bir dava idi, Düzce’yi Dağıstan’dan koparan,Bolu’yu Ahıska’dan !

Ankara bir an olsun kaldırıp başını; yönetmelikten, tüzükten, KHK’dan, adam markajından cılız bir ses verdi hürriyet aşığına!

Konya, Altı Eylül’ü hatırlar; yirmi dokuz sene evvelki! Meram, Ramallah olmuş, Karatay, Cenin Bir de Selçuklu’dan gelir, Gazze kardeş kent çağrısı!

Adana, göç alır. Beladan kaçan, töreden kaçan, kandan kaçan yüz binler, sığınır varoşlara.

Sessizce alır yol Osmaniye’ye, bir daha en gür sesle!

..

Şehre hakim olan ses, çığırtkanın tekidir:

“Onlar bizi arkadan vurdu. Şimdi tutup, yardım mı edelim Filistin’e?”

“Seni beni arkadan vuran, Şerif Hüseyin’in artıkları. Ya on üç milyonun günahı?

Demezler mi adama? Irak’ta, Afganistan’da gelecek yıl yazılacak tarih kitapları:

“Türkiye, bomba yüklü Coni uçaklarına yakıt ikmali yaptırdı. Havalandı ölüm makinaları, Konya’dan, Adana’dan

İndi tepesine Celalabad’ın, Kerbela’nın, Bağdat’ın !

Tecavüzcü geldi, bebek katili geldi, esrarcı geldi. Bastı necis ayaklarıyla Peygamberler Diyarı’na! Mekke Şerif’inin üç beş bin adamını, doksan yıl dilinize doladınız.

Ya milyonların sessiz kalarak onayladığı mel’anete ne demeli!

İşte sana beş asırlık bir ayrılık daha!

Şerri hayra çevir. Başarsın bu kez, uzanan kardeş eli!”

.

Antep, acılı kent! Bölüşür ekmeğini, bölüşür gözyaşını, bölüşür geleceğini, ortak kaderini, çaresiz kederini

Kilis, Hama’nın öz gardaşı. Şam’ın on beş asırlık sırdaşı. Yolcular iki nefeslik bir soluklanmayla kalkarlar, oradan.

Düşerler, Selahaddin’in toprağına. Kale gibidir Selahaddin. Bedeniyle burada, ruhuyla burada Selam sana Kudüs Fatihi! Selam esenlik yurduna!

Hama’dan dumanlar yükselir, sene Seksen İki’den. Nusayri bir vahşettir. ‘Topla ve yok et!’ Esad’ın mesleğidir.

Küllerinden doğan bir kenttir Hama. Adı lanetle anılır, Baaşçı diktatörün. Irkçı, ırkçıdır. Dili farklı, rengi rengarenk olsa da

Asimilenin öbür adı, Ürdün. Suret-i haktan görünüp, milyon Filistinliyi üç kuruşa mahkum eden Şerif Hüseyin’in neslinden Şerif Hüseyin.

Hedef saptırıp adam aldatan, o da yetmedi adam eksilten Şerif(! )

Gitti bu dünyadan, lakin bir adı kaldı, ihanetle yazılan

Akabe’ye varınca konvoy, bir telaş alır Mısır’ın Ramsesi’ni. Açık oy gizli tasnifle sandıkları patlatan(!), oyalar Telaviv’in aşkına, merhem taşıyan konvoyu.

Benna, Kutub, Udeh şehitlerle beraber.

Nasır, Sedat, Mübarek Şaronlarla beraber.

.

Sivaslı Orhan’la, Sadık!

Bugün yarın, buluşacaksınız Gazze’yle!

Sakın, “Yardıma geldik!” demeyin. Olsa olsa yardım alınır, güç alınır, Gazze’den. Bedeni engelli, yüreği engel tanımayan, başı arşa değen Yasin’in çocuklarından.

Elektrik yok, su yok, gaz yok, ilaç yok, sargı bezi yok, sabun yok, çarşı yok, pazar yok ..

Direniş var, özgürlük var, onur var, haykırış var, sabır var, şehadet var, cennet var

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...